Yeryüzünün kısacık aşkını fethetmek için yayını germek zorundaydı.
Tam uykuya dalacakken kaçınamadı artık; “Yayı germek gerek... İyi ama kaçıncı kez?” diye sordu kendi kendine.
“Bilmiyorum...” dedi Nurten; “Aslında sevmek nedir, bir insanı ya da bir erkeği sevmek nedir bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir şey var: Bir gün insanların pek çok konuştuklarına dikkat etmiştim. İki kişi ille de konuşmadan olamazlar mı, diye düşünmüştüm. Çünkü konuşmak, o iki kişi arasında eksik olan bir şeyin yerine geçiyordu sanki. İnsanlar konuşarak, yalnızlıklarını ya da iki ayrı kişi olma durumlarını ortadan kaldırdıklarını sanıyorlardı. Konuşma gereğini duymadan iki kişi bir arada olabilse, derdim. Bunu isterdim. Seninle yirmi dört saat hiç konuşmadan birlikte olabilirim. Anlıyor musun? Kısacası bu sevmek midir, bilmiyorum. Senin yanında sıkılmıyorum hiç. Hep seninle olmak istiyorum. Aşk bu mudur acaba?
Genç yaşındaki mutsuz deneyimleri -ne kadar az olurlarsa olsunlar, gençliğinin ona verdiği önemden ötürü- bu tür ilişkiler karşısında kuşku duymayı, giderek kimseye, hiçbir şeye güvenmemeyi öğretmişti ona.
... serüveninin kendisini nasıl yıktığından, yüreğini yaraladığından bu yüzden farkında olmadan kof bir aldırmazlık gösterisi uğruna duygularını semsert ve aşılmaz bir kabukla çevirdiğinden habersizdi.