"Ölenle ölünür mü? Ölünürmüş,anladım. Bütün sözler manzarasız, kör, sağır, soğuk, şimdi çimento sıvalı bir Osmanlı penceresi gibi ruhsuz bir duvara nasıl dönermiş,bildim sonunda...Sıcakta tüten buz gibi eriyor içim..."
"Ne zamana dek yaşayacağım," diye düşünüyordum, "ne zamana dek bu yeryüzünün, havanın, sessizliğin ve çiçek açmış portakal ağacının kokusunun tadını çıkaracağım?"
Kontüçyüs diyor ki: 'Pek çok kişi mutluluğu insandan daha yüksekte arar; kimileri de daha alçakta ama mutluluk insan boyundadır. Doğru. Kaç tür insan boyu varsa, o denli çok mutluluk biçimi vardır. İşte, sevgili öğrencim ve öğretmenim, benim mutluluğum bu şimdi. Ölçüyorum onu, tedirginlike yeniden ölçüyorum, şu an boyumun ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Çünkü sen de iyi bilirsin ki, insanın boyu hep aynı kalmaz.
"Hayır, özgür değilsin," dedi, "bağlı olduğun ip öbür insanlarınkinden biraz daha uzun; hepsi bu!Yüce kişiliğinin sicimi uzun, gidip gelebiliyorsun ve özgür olduğunu sanıyorsun ama sicimini koparamıyorsun. Ama ipini koparamıyorsan da..."