Buck tuhaf bir şekilde hissizleşmişti. Sanki dayak yediğini çok uzaktan izliyordu. İçindeki son acı hissini de yitirmişti. Artık hiçbir şey hissetmiyordu; vücuduna inen sopanın sesini bile zar zor duyabiliyordu. Ama artık onun vücudu değildi bu, çok uzakta gibiydi.
Yaşamın zirvesini simgeleyen bir esriklik hali vardır; yaşam bunun ötesine geçemez. İşte yaşamak öyle bir çelişkidir ki, bu esriklik en canlı hissetiğiniz anda gelir ama hayatta olduğunuzu size tamamen unutturur. Bu esriklik, bu yaşadığını unutuş, kendinden geçerek alevden bir sayfaya kapılan bir sanatçının, cehenneme dönmüş bir savaş meydanında gözünü kan bürüyerek kimsenin canını bağışlamayan bir askerin başına gelir...
Bu sahne sık sık Buck'ın aklına gelecek, uykularını kaçıracaktı. Demek bu işler böyleydi. Adil dövüş diye bir şey yoktu. Bir kere düştünüz mü sonunuz geldi demekti. Madem öyle, o da asla düşmeyecekti.