Çatalhöyük'te sokaklardan ve pencerelerden çok daha önemli bir eksik vardı. Burada bir saray yoktu. İnsanlık, tarımın keşfinin getirdiği acı eşitsizliğin bedelini henüz ödememişti. Burada azınlığın çoğunluk üzerindeki hâkimiyeti yoktu. Burada yüzde birlik kısmın bolluk ve varlık içinde yaşarken diğerlerinin zorla kendilerine yetebildiği, hatta hiç yetemediği bir topluluk yoktu. Paylaşım ruhu hâlâ yerindeydi ve sağlıklıydı. Kadın ve çocuklara karşı şiddetin kanıtları vardı ancak en zayıflar da en güçlülerle aynı şeyleri yiyorlardı.
Eski Mısırlılar gece gökyüzüne baktıklarında, yıldızlı gökyüzünün tanrıçası Nut'un bedeninin alt kısmını görüyorlardı. Gözlerini kapatıp rüya gördüklerinde, ölüm sonrası dünyaya geçtiklerine inanıyorlardı. Rüya görmek bir tür tapınma törenine, geleceği görme aracına veya uyku hâlindeyken tanrılarla iletişime geçme yöntemine dönüşmüştü.
Komite Vavilov'dan araştırmalarına dair bir özet rapor istedi. Vavilov sunumuna başlarken bitkin ve morali bozuk görünüyordu. Aç halk için söyleyecek cesaret verici bir sözü yoktu. Yanıltıcılıktan veya boş sözlerden iz olmaksızın, tipik gösterişsiz ve mütevazı doğruluktaki raporunda, enstitü biyokimyagerlerinin mercimek ve bezelyenin proteinlerini analiz ederek hâlâ ikisini birbirinden ayırt edemediklerini söyledi.
Lysenko'nun, Vavilov'un büyük bir bilim insanı olarak kendisini linç edilmek üzere sunmasından aldığı zevki hayal edebiliyorum. Lysenko konuşmak için oturduğu yerden bile kalkmadan şunları söyledi: "Tahmin ediyorum herkes mercimeği ve bezelyeyi tadarak birbirinden ayırt edebilir."
Vavilov kürsüde soğukkanlı bir şekilde dururken, hâlâ görüşlerini mantıklı bir şekilde ifade etmenin kazanmasını sağlayacağına ve gerçek bilime inanıyordu. Lysenko'ya ve komiteye, "Yoldaş, onları kimyasal olarak birbirlerinden ayırt edemiyoruz." diye açıklama yaptı.
Lysenko onu şimdi hakladığını biliyordu. Ölümcül darbeyi vurma zamanı gelmişti. "Onları kimyasal olarak ayırt etmenin amacı ne?" dedi ve ayağa kalkıp geniş toplantı salonun iki uzak köşesine de dramatik bir şekilde dönerek, "Keşke onları tatsaydınız," dedi. Bu söz tüm salondan büyük bir alkış aldı.
Laf ebesi, kininin hasadını topluyordu.