Karanlık bir çatlak gibi hayatı tam ortasından yarıp geçen, "ölümcül hata" olarak adlandırılan o şey kitaplar dışında, gerçek hayatta da var mıdır? Eskiden olsa yoktur diye düşünürdüm. Şimdiyse var olduğunu biliyorum. Bence benim ölümcül hatam ne pahasına olursa olsun göze güzel görünen şeylere duyduğum hastalıklı özlem.
Fakat çoğu zaman bizi benliğimizin farkına en çok vardıran da yine acı değil midir? Çocukken tüm dünyadan ayrı bir birey olduğunu anlamak, dilini yaktığında, dizini yardığında senden başka hiç kimsenin ve hiçbir şeyin canının yanmayacağını, her bireyin sızısının ve acısının tamamen kendisine ait olduğunu öğrenmek korkunç bir şeydir. Büyüdükçe ne kadar yakınımız olursa olsun hiç kimsenin bizi gerçek anlamda anlayamayacağını öğrenmekse daha da korkunçtur. Bizi en mutsuz eden bizzat kendi benliklerimizdir ve işte tam da bu yüzden benliklerimizi yitirmek için yanıp tutuşuruz, sizce de öyle değil mi?
İnsana ecelinin, ömrünün nereye varacağının gizlenmesi onun yararınadır. Ömrü kısa olan biri ecel saatini bilseydi ne neslin varlığı, ne arzın imarı, ne de başka bir şey hayatta onu mutlu ederdi. Şayet uzun bir ömrü olduğunu bilse şehvete dalar, hududunu aşar... kendini helak olmaya zorlardı.
Sonra insanın kendine eza veren şeyi def ettiği öfkenin hikmetine bak! İnsanı kendine faydalı olan şeyi celp etmek için koşturan hasede bak! İnsan bu iki haslette itidalli davranmakla yükümlüdür. İnsan bunlarda sınırı aşarsa şeytan rütbesine iltihak eder, özellikle öfkesini zarardan korumakla sınırlamayı bilmelidir. Haset, gıpta ile sınırlandırılmalıdır, yoksa o başkasına zarar verme iradesinin dışında bir menfaat sağlamaz!
Her ne verilmiş, her ne engellenmiş ise insanın maslahatı için olduğuna dikkat et!