Bazen de daha ilerilere, denize çok yukarıdan bakan kayalıklara kadar gider, orada yosun bakışlı uçurumun kenarında, durulmuş suyun yeşil ve somakî bir ayna gibi akşamın son ganimetlerine açılışını, bir anne rahmi gibi bu ışık parçalarını alışını ve yavaş yavaş onların üstüne kapanışını, örtülüşünü seyrederdi. Ta yerin altından, ilerleyen ve gerileyen dalgaların sağır gürültüsü, küçük piyanolar, aşk fısıltıları, kanat çırpışları, şıpırtılar, hülâsa bilinmeyen varlıkların, yalnız günün bu saati için yaşayan, akşamla gecenin arasındaki geçidi doldurduktan sonra kim bilir hangi sedef kabuğunda, balık pulunda, kaya çukurunda, ay ve yıldız aksinde uyuyan binlerce varlığın sesleriyle kenarları pul pul, akisleri renkli büyük davetler onu çağırırdı. Nereye çağırırlardı? Mümtaz bunu bilseydi, belki bu davete koşardı. Çünkü suyun sesi, aşkın, ihtirasın sesinden kuvvetlidir. Karanlıkta su sesi insanın içindeki ölüm mayasını dilini konuşur.
Ancak aslında her din, Allah hakkında bu aynı fikri vermiyor mu?
Allah'ın sonsuz iyi olduğunu, aynı zamanda Allah'ın çabuk öfkeleneceğini, şiddetli cezacı, yok edici, intikamcı olduğunu, lütuf ve iyiliklerine pek az kimseyi eriştirdiğini ve iyilik ve lütfuna kavuşturmayı keyfinin istemediği kimseleri büyük bir öfkeyle cezalandırdığını bize durmadan tekrar etmezler mi?
Çeviriyi neden Allah diye yaparlar anlamıyorum. Çünkü Allah spesifik bir Tanrı. Sadece bu kitap için de değil birçok kitapta bu şekilde çevriliyor ve çok yanlış. Doğrusu bunu Tanrı olarak çevirmek.
İslamiyetten önceki dört büyük putun ismi Lat, Menat, Uzzâ ve Hubel idi. Bu isimlerin çeşitlemelerini putlarına isim olarak verdiklerini biliyordum ancak Allah'ın ismini/isimlerini putlara verdiklerini ilk kez duyuyorum. Kaynağı var mıdır acaba bu bilginin?
Ey câhiller!
Sizler Allah’ın, Peygamberlerin ve velilerin söylediklerini anlamıyorsunuz. Akıllarınızın eksikliği, gönüllerinizin bulanıklığı, âhiretle ilgili gafletiniz ve aşırı derecede dünyaya bağlılığınız, sizi gerçeklerden uzaklaştırmıştır ve gerçeği öğrenmenizi engellemiştir. Fakat doğruluğunuz da yanlış yola sapmanız içinde yer almaktadır. Bundan dolayı şeriat düzenleyicisi de bunu size acıdığı için böyle tesbit etti. Çünkü sizin doğruluğunuz cehaletinizde yer almaktadır. Aynı zamanda kader meselesi hakkındaki en bilgiliniz, en cahilinizdir. Gözleriniz bunu görmemiştir, bunun sebebi Peygamber ve bütün velilerin bilmemesinden değil; onlar bunu güneş bildikleri gibi bilirler. Fakat akıllarınızın eksikliğinden dolayı, size ve aşağılık kimselere izah etmiyorlar. Sana gelince, eğer sen de içini temiz tutarsan belki söylediklerini anlayabilirsin.
İlim denilen şey kişide arttıkça -sahip olduğu ilmin doğru ya da yanlış olması mühim değil; kişi bildiğini, öğrendiğini düşündüğü şeylerin arttığını düşündükçe- enaniyeti ve kibri de aynı oranda büyüyor.
Bildikleri arttıkça, bilmediklerinin çokluğunu görenleri bu üst paragrafta söylediğim hâlden tenzih ediyorum, ancak maalesef ki genel gözlemim bu yönde.
Yazar da -ki ismi şiirlere şarkılara bile yer etmiş, güzel vasıflarıyla bilinen bir şahıs söz konusu yazar- gözlemime birebir uyan bir şekilde kendisinin anladığını düşündüğü şeylerden dolayı kapıldığı halet-i ruhiye içinde, başkalarına aşağılayıcı ithamlarda bulunmaktan hiç çekinmemiş. Üslubunun çirkinliği söylediği şeylerin önüne geçmiş. O yüzden söylediklerine değil, söyleme şekline bu yorumu yapabiliyorum ancak.
Hiçliğin dehlizine varmadan varolamaz insan. Yazar evet kibrine yenik düşmüş olabilir lakin ortalama insan profilide böyledir. Zaten kibrini alaşağı eden insan sayısı çoğunlukta olsaydı dünya başka bir mecra olurdu. :)
Herif hamile kadına yolda ulu orta saldırıyor, herkes kınıyor, aynı adam serbest kalıp baklava dağıtınca aynı herkes kuyruğa giriyor, yediğimiz içtiğimiz bir şeyden mi oluyor anlamadım, bu kadar ikiyüzlülük normal değil yau
İletiyi beğendim ama ileti konusunun beğenilesi bir yanı olduğundan değil, size katıldığımı belirtmek adınaydı bu etkileşim.
İkiyüzlülük; kendine has bir kişilik, karakter biçememiş herkesin en büyük sıfatı olmuş artık. Buna ilaveten, bu kişiler kendi doğrularına, kendilerine ait bir hayat görüşüne sahip değillerse sırf toplumda bir yer edinebilmek adına bir aidiyet duygusu ile toplum neye gülüyorsa ona gülüyor, neyi eleştiriyorsa onu eleştiriyor, neyi taktir ediyorsa onu taktir ediyorlar. Bu kişiler için dün ne yapmış oldukları önemli değil, bugün diğer insanların aynı olay karşısında ne yapmış olduğu önem kazanıyor.
Hâl böyle olunca kişilik eksikliği+sürü psikolojisi insanı böyle eleştirilesi durumlara sürükleyebiliyor.
Söylenebilecek tek bir söz bulabiliyorum; yazık...