Kitabı birkaç dakika önce bitirdim ama hemen inceleme yazma gereği duydum. Gotik ve fantastik edebiyata duyduğum ilginin yanı sıra kitabın ilginçliği bu ani inceleme yazma arzusunu uyandırdı bende. Önce işe kitabın övünülecek taraflarıyla başlayayım.
Kitabın bazı kısımları çok etkileyici. Adeta bitirmek için sabırsızlanıyor insan. Yazarın Hollywood senaristi olması bunda etkili sanırım. Başkahramanın sonuna dair kitabın sonlarında bir gönderme var. Ama kitabın sonunda farklı bir kader işliyor derken bir dipnot kurguyu farklı bir boyuta taşıyor. Burası da oldukça iyi düşünülmüş. Duygu dalgalanması da yaşatıyor bize yazar. Kurtadam soyunun ilk ortaya çıktığı hikayede başlıyor bu dalgalanma. Sonra genç Kurtadamımızın serüveninde pik yapıyor ara ara. Bu dalgalanmayı bizzat ikinci kahramanımız Aymar yaşıyor hatta. Bertrand'ın (Kurtadam) yanında mı durmalı yoksa karşısında mı? Bu da klasik maniheist iyi-kötü ikileminin aşıldığı bir eser haline getiriyor kitabı. Ki Aymar zaman zaman savaştaki çatışmalara ve kıyımlara şahit olurken bir kurtadamın sıradan insanlara göre pekte suçlu olmadığı hissine kapılıyor. Sahi, karnını doyurmak için insan eti yiyerek ve susuzluğunu gidermek için insan kanı içerek beslenen ve bunu çoğu zaman zaten ölmüş kişilerin mezarını tahrip ederek veya duygularını bastırıp hayvan etiyle yetinerek tatmin eden bir kurtadam hangi savaş baronu sermayedardan daha tehlikeli ve zalim olabilir? Tam burada yazarın sadece gotik ve fantastik bir metin değil aynı zamanda ideolojik bir metin de yazdığını net olarak görüyor okuyucu. Gelelim metnin olumsuz yahut kötü yanlarına.
Metinde mekan sürekliliği yok. Bunun nedeni kısmen bir kurtadamı değil de birçok kurtadamı anlatmış olması. Aynı zamanda odaktaki genç kurtadamın bütün bir yaşam serüvenini anlatmış olması