"Bu Cervantes benim uzun yıllardır çok yakın dostumdur ve hayattaki tecrübesi şiirlerden çok talihsizliklerden yana olmuştur. Kitabında güzel bir buluş yok değil; bir şey öneriyor ama bir sonuca vardırmıyor. Söz vermiş olduğu ikinci bölümü yazmasını beklemek lazım; belki ikincisinde düzeltir de şu anda layık görülmediği hoşgörüyü o zaman elde eder. O gün gelene dek, sevgili dostum, bunu da kendi odanızda tutun."
"Aman, beyefendi," dedi yeğen, "bunları da diğerleri gibi yaksanız iyi olacak, çünkü dayım şövalyelik hastalığından kurtulduğunda bunları okursa bu sefer de çoban olup ormanlarda kırlarda gezmeye, türküler söyleyeme, ıslık tutturup kaval çalmaya kalkar. Hatta daha da beteri, şair oluverir ki, dediklerine göre dermanı bulunmayan, bulaşıcı bir hastalıkınış bu."
Şiir kitaplarını başka dile çevirmek isteyen herkes de aynısını yapmış olur, zira ne kadar özenle yazsalar, ne kadar yetenek sergileseler de özgün dillerindekilerin seviyelerine hiçbir zaman erişemezler.
Aylak okur: İnsan zihninin bir eseri olan bu kitabın akla hayale gelebilecek en güzel, en latif ve en dirayetli kitap olmasını dileyeceğime benden hiçbir yemin almaksızın inanabilirsin. Fakat doğanın düzenine henüz karşı çıkabilmiş değilim; her şey kendi benzerini doğuruyor. Hal böyley ken benimki gibi semeresiz ve kültürsüz bir deha da, ancak bütün huzursuzlukların, her türlü kederli gürültünün kendine bir yer bulduğu hapishanelerde ortaya çıkabilecek, aklı kimsenin hayali ne gelmemiş fikirlerle dolup taşan, bomboş, içi çekilmiş, maymun iştahlı bir çocuğun hikayesinden başka ne doğurabilir ki?