Machajski

Machajski
@immanuell
Marksizm'e Yönelik Başarılı Bir Eleştiri
Devletin ser­veti yeniden bölüştürmesine dayalı sosyal demokrasi fikri, milliyet­çi güdüyü farkında olmadan pekiştirir. Daha önce belirttiğimiz gibi, artı-değer nihai olarak ulus-ötesi etkileşimde gerçekleşir; yeniden bölüşümde, sermayenin de ücretli işçilerin de tek bir ulus-devlette çıkarları vardır. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden son­ra, gerek sosyal demokratlar gerekse de savaşa dahil olan ülkeler­deki işçiler savaşı desteklemiş ve İkinci Enternasyonal bunun sonu­cunda çökmüştü. Nitekim Lenin haklı bir şekilde, Kautsky'i dönek diye suçlamıştı. Ama onun da içinde yer aldığı Üçüncü Enternasyo­nal (yani Komintern) de Sovyetler Birliği’nin ulusal çıkarına tabi olmuştu. Bu başarısızlıkların sebebi, yaygın bir şekilde düşünülebi­leceği gibi, Marksistlerin ulus meselesine olan kayıtsızlıkları değil, devlet meselesindeki bilgisizlikleriydi. Sömürünün en sorunlu yeri olarak yalnızca üretim sürecini gördüğünüz sürece, apaçık kendi kârının peşinden koşan milliyetçiliğin yükselmesi kaçınılmaz olur.
Sayfa 356 - Metis·Kitabı okudu
Felsefe
Eren isimli okura yanıt verildi
Machajski
Kapitalizm ulusal sınırları aşmak zorunda. Ama aynı zamanda ulusal olmak zorunda. Bence yazar bu çelişkiyi sadece üretim üzerinden ele alamayacağımızı, mübadeleyi de göz önünde bulundurmamız gerektiğini düşünüyor. Fakat bu arada mübadeleyi üretimden daha temel, daha belirleyici bir unsur olarak görüyor. Elbette bunun handikapları var. Bu biraz yazarın felsefi sentez üretmek için yaptığı bir zorlama gibi duruyor. Ki daha güncel bir eseri olan İzonomi'de İyonyalıların üretim faaliyetlerini daha çok göz önüne getirerek bunu biraz aşmış görünüyor. Burjuvaların ve işçilerin ortak çıkarlarını ise sınıfsal bir anlam vererek ifade etmiyor, ulusal zeminde bazı ortak çıkarlarının olabileceğini ifade ediyor. Ki bu çıkar uzlaşmasının işçilerin kurtuluşuna ve hakimiyetine veya burjuvalarla ortak egemenliğine yol açtığını da ima etmiyor. Aksine tam da dediğiniz gibi bu ulusal çıkar ortaklığının sadece artı değerden cüzi bir pay ve kısmi bir eşitlik yoluyla işçileri razı etmenin yolu olduğunu belirtiyor. Bence oldukça haklı bir tespit. Müreffeh ülkeler, yani merkez ülkeler, çevre ülkelerden elde ettikleri kârdan az bir kısmını kendi işçilerine bölüştürerek ve onlara sendikal haklar tanıyarak isyanların önünü almış görünüyor. Dahası Türkiye gibi yarı çevre ülkelerde bile işçi sınıfının sınıf bilincinden ziyade ulusal refaha odaklanıp şovenizme savrulması da bu fenomenin sadece merkez ülkelerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Bunlar tabi sosyalistlerin iktidarı ele almadığı ülkelerdeki modeller. Sosyalizmin iktidara geldiği ülkelerde de, örneğin Çin ve Küba, sınıf vurgusunun yerini ulusun aldığı ortada. Ki bunlar üretim, emek ve tam bağımsızlık vurgusuyla kurulan rejimler. Bu yüzden yazar, emek, üretim ve tam bağımsızlık ya da kendine yeterlilik gibi temeller üzerine kurulacak sosyalizmin ulusal bir sosyal demokrasinin ötesine geçemeyeceğini vurguluyor. İlginç bir şekilde Türkiye'deki Sol Kemalistlerin ve Arap dünyasındaki Baasçıların o zamanki sosyalist rejimlerin uygulama ve fikirlerini alıp ulusal birer sosyal demokrat ideoloji inşa etmeleri de yazarın tespitlerinin pratikteki ispatları gibi görünüyor bana. Ve yazar buradan yola çıkarak aşamalı tarih anlatısı ve emek ve üretim odaklı tek yönlü bir materyalizmin burjuva perspektifinin karşıtı veya ötesi değil sadece alternatifi olabileceğini vurguluyor. Dediğim gibi tespitleri ve ulaştığı sonuçlar kimi noktalarda isabetli olmakla birlikte felsefi zorlamalar içeriyor. O yüzden mutlaka okunması ama sonuç kısmında eleştirel olarak irdelenmesi gereken bir yazar olarak görüyorum.