Bourbon Hanedanı – Napolyon ilişkisi (kısa, tarihlerle)
Bourbon Hanedanı – Napolyon ilişkisi (kısa, tarihlerle) • 1789 Fransız Devrimi → Bourbon monarşisi sarsıldı 🍀 1792 🗳️1.Fransız CUMHURİYETİ. 1792-1804 Monarşi kaldırıldı → Bourbonlar iktidardan düştü • 1793 (21 Ocak) Kral XVI. Louis idam edildi • 1799 (9 Kasım / 18 Brumaire) Napolyon darbe yaptı → Cumhuriyet fiilen sona erdi (Bourbonlar sürgünde) Birinci Konsül 🍀 1804 (2 Aralık) 🤴🏻1.Fransız İMP 1804-1814 Napolyon kendini İmparator ilan etti → Bourbonlara açık meydan okuma • 1804–1814 Bourbonlar Avrupa saraylarında, Napolyon’a karşı koalisyon arayışında Fransa’nın en güçlü dönemi • Hukuk: Napolyon Kanunları (Code Civil) • Avrupa’da ardı ardına askeri zaferler 1812 Rusya Bozgunu → büyük felaket, dönüm noktası 🍀 1814 (6 Nisan) 👑 RESTORASYON 👑1814-1830 Monarşi → Bourbon Restorasyonu Napolyon tahttan çekildi .Elba adası sürgün • 1814 (Mayıs) 👑 XVIII. Louis Fransa tahtına çıktı • 1815 (1 Mart) Napolyon Elba’dan döndü • 1815 Napolyon Paris’e girdi 20 Mart olayları) yüzgün Bourbon kralı XVIII. Louis kaçtı • 1815 (18 Haziran) Waterloo → Napolyon yenildi • 1815 (Temmuz) 👑Bourbonlar ikinci kez iktidara döndü • 1815–1830 Bourbon Restorasyonu devam etti (Napolyon sürgünde, sonra ölü) 🍀 1830 Temmuz Devrimi LİBERAL MONARŞİ 👑 Louis-Philippe, 1830-1848
HRİSTİYAN KİLİSELERİNİN AYRILMASI (BÜYÜK ŞİZMA-1054)
Katolik Kilisesi heyetini temsil eden Kardinal Humbert, Ayasofya Kilisesi’ne girerek ayin için hazırlık yapan Konstanstinapolis Patriği Mihail’in (Papa IX. Leo ile karşılıklı birbirlerini aforoz etmeleri büyük ayrılmaya neden olmuştur) önüne bir belge bırakır. Ve önce Ayasofya’yı, sonra da Konstantinapolis’i tek ederek Roma’ya döner. Bu belge, patriğin Roma Başpiskoposu, yani Papa tarafından aforoz edildiğini ilan ediyordu. Aynı gün içinde patrik, bir kilise konseyi toplayarak kendisini aforoz edenleri aforoz etti. Böylece 16 Temmuz 1054 tarihi Batı ve Doğu kiliselerinin resmi olarak birbirinden ayrıldığı tarih oldu. Tarihçilerin Büyük Şizma adını verdikleri bu ayrılık bir anda gerçekleşmiş bir şey değildi. 2 kilisenin ayrılmasına sebep olan olaylar silsilesinin kökleri aslında yüzlerce yıl öncesine uzanıyordu. Ortaçağ boyunca Hristiyan din adamları arasındaki en temel tartışma konularından biri hangi kilisenin evrensel üstünlüğe sahip olduğuyla ilgiliydi. Roma paşpikoposları yani papalar üstünlüğünün batı kilisesine ait olduğunu savunuyordu; çünkü İsa’nın havarilerinden biri olan Petrus, Roma’ya gelmiş, burada bir kilise kurmuş ve yine burda şehit edilmişti. Papaların iddiasına göre Petrus, ilk Roma baş piskoposuydu. Ondan sonra gelenler de onu temsilen papalık makamında oturuyordu. İsa’nın kendisi de kilisenin kurucusu olarak Petrus’u işaret etmişti. Buna ek olarak hristiyanlığın yayılmasında büyük çaba gösteren Pavlus da tıpkı Petrus gibi Roma’ya gelmiş ve burada şehit edilmişti. Batı kilisesinin iddiasına göre ikisinin de kemikleri Vatikan’da bir kilisenin altında gömülüydü. Yani Roma Kilisesi, hristiyanlığın en büyük 2 şehidinin üzerinde yükseliyordu. Papalığa göre tüm bunlar, Roma baş piskoposluğunun evrensel üstünlüğünün göstergesiydi. Buna karşılık Doğu
Reklam
Osmanlı Siyasi Tarihi İçin Bazı Önemli Kitaplar
1) Devlet-i Aliyye - Halil İnalcık 2) Osmanlı Tarihi - İsmail Hakkı Uzunçarşılı 3) Osmanlı Devleti Tarihi - Yılmaz Öztuna 4) Savaşın Sultanları - Feridun Emecen 5) Osmanlı İmp'nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi - Feridun Emecen
1000Kitap
Diyalektik Politik - Hile, Laiklik, Cahiller, Din
_Kanun ve Adalet_ _John Trenchart ve Thomas Gordon: Hukuksuz gücü savunup, keyiflerine göre hareket etmek isteyenler kadar arsız ve bencil sahtekarlar emin olun yoktur. Dilediklerine zulmederler ama kendilerine her ne zaman küçücük bir zarar dokunduğunu zannetseler, mağduriyette en gürültücü, davranışlarında ise en insafsız olanlarıdır. Ancak, kendilerinin dışındakiler soyulduğunda, zulme uğradığında ve katledildiğinde şikayetler fitne olarak kabul edilir. Bu durumun düzelmesini istemek ise lanetlenir. Bu, bütün yalanların kötülüklerin müsebbibi değil midir? Sonuç olarak, kontrole tabi olmayan güç yalnızca Tanrı’ya mahsustur ve hiçbir insan birbirlerine eşit olmayan insanlara emanet edilemez _Cicero: Kanun, yapmamız gereken şeyleri emreden, yapmamamız gerekenleri yasaklayan ve doğada bulunan en üst düzeydeki akıl yürütmedir. Kanun, iyiyi savunan ve kötüyü cezalandıran, adil olanla adaletsiz olan arasındaki ayrımdır. Eğer cahil ve niteliksiz insanlar, ilaçlarla şifa vermek yerine ölümcül zehirleri verirlerse buna, muhtemelen, doktor tedavisi denemez. Bir soyguncular çetesinin, kendi menfaatleri için mecliste geçirdiği kurallara, kanunlar denilmesi doğru değildir. Yıkıcı bir düzenleme olmasına rağmen bir ülke onu kabul etse bile bir ülkedeki bu tip bir kural kanun olarak adlandırılamaz. (Kanunların Doğası) _Spinoza: İnsanların özgür yargıları çok farklı olduğundan herkes yalnızca kendisinin her şeyi bildiğini düşünür. Bireylerin bütünüyle kendi kararlarına göre hareket etme haklarından feragat etmemeleri halinde barışı muhafaza etmek imkansızdır _Hume: Onların ilerlemesini dikkatli bir şekilde engellemezsek keyfi gücün bizi perişan etmesinden endişe edilmektedir. İnsanlar özgür düşünmeye alışmadıklarında ve doğru ile yanlışı ayırt edemediklerinde bu çok tehlikeli
Din