Okuduğum 3. John Green kitabı ve evet neredeyse üst üste 2 John Green kitabı okudum ve evet sanırım yazarı artık daha iyi tanıyorum.
Kağıttan Kentler benim uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Aslında çoğu John Green kitabını hep okumak istemişimdir ama ne yazık ki hepsi şimdiye nasip oldu. Her neyse, yazarın dili yine tam da beklediğim gibi. Eğlenceli, insanı bunaltmayan ve güldüren türdendi.
Yani John Green bana kalırsa cidden gençlik kitapları için biçilmiş kaftan. Dili ve uslubu bu tür için çok harika.
Bu kitabı da bana kalırsa eğlenceliydi.
Quentin lise sona giden bir genç ve neredeyse 9 yaşından beri Margo’ya aşık birisi. Onun bir mucize olduğuna inanıyor ve gizemli olduğunu düşünüyor. Her ne kadar sonradan bunun yanlış olduğunu fark etse de. Herkes esasında olduğu gibi görülmeli. Yalnızca bir insan gibi.
Yine sıradan bir günde internette Ben ile yazışırken aniden penceresinde Margo’yu yüzü siyaha boyanmış ondan arabasını (annesinin arabasını) isterken bulunca şaşırıyor ve o gece Margo’yla birlikte düşmanlarından intikam alarak hayatının en heyecanlı günlerinden birisini geçiriyor.
Ve aklına şu düşünce yerleşiyor: Acaba yarın her şey benim için değişecek mi?
Ve değişiyor. Ama beklediği türde değil.
Margo, ertesi gün okula gelmiyor. Bir daha ki ertesi günde gelmiyor ve bir daha ki ertesi günde. Margo’nun ailesinin eve çağırdığı dedektif Quentin’e onun nerede olabileceğiyle ilgili sorular soruyor ama Quentin’in de onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikri yok.
Ta ki ailesinin Margo’nun arkasında gittiği yere dair ipuçları bıraktığını söyleyene dek.
O andan sonra Quentin, Radar, Ben ve belki biraz da Lacey, Margo’nun bıraktığı ipuçlarını takip ederek her gün onu bulmaya çalışıyorlar ve bizimkiler için serüven an itibariyle başlamış
Okuduğum 3. John Green kitabı ve evet neredeyse üst üste 2 John Green kitabı okudum ve evet sanırım yazarı artık daha iyi tanıyorum.
Kağıttan Kentler benim uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Aslında çoğu John Green kitabını hep okumak istemişimdir ama ne yazık ki hepsi şimdiye nasip oldu. Her neyse, yazarın dili yine tam da beklediğim gibi. Eğlenceli, insanı bunaltmayan ve güldüren türdendi.
Yani John Green bana kalırsa cidden gençlik kitapları için biçilmiş kaftan. Dili ve uslubu bu tür için çok harika.
Bu kitabı da bana kalırsa eğlenceliydi.
Quentin lise sona giden bir genç ve neredeyse 9 yaşından beri Margo’ya aşık birisi. Onun bir mucize olduğuna inanıyor ve gizemli olduğunu düşünüyor. Her ne kadar sonradan bunun yanlış olduğunu fark etse de. Herkes esasında olduğu gibi görülmeli. Yalnızca bir insan gibi.
Yine sıradan bir günde internette Ben ile yazışırken aniden penceresinde Margo’yu yüzü siyaha boyanmış ondan arabasını (annesinin arabasını) isterken bulunca şaşırıyor ve o gece Margo’yla birlikte düşmanlarından intikam alarak hayatının en heyecanlı günlerinden birisini geçiriyor.
Ve aklına şu düşünce yerleşiyor: Acaba yarın her şey benim için değişecek mi?
Ve değişiyor. Ama beklediği türde değil.
Margo, ertesi gün okula gelmiyor. Bir daha ki ertesi günde gelmiyor ve bir daha ki ertesi günde. Margo’nun ailesinin eve çağırdığı dedektif Quentin’e onun nerede olabileceğiyle ilgili sorular soruyor ama Quentin’in de onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikri yok.
Ta ki ailesinin Margo’nun arkasında gittiği yere dair ipuçları bıraktığını söyleyene dek.
O andan sonra Quentin, Radar, Ben ve belki biraz da Lacey, Margo’nun bıraktığı ipuçlarını takip ederek her gün onu bulmaya çalışıyorlar ve bizimkiler için serüven an itibariyle başlamış