Çok mu geç kaldım diye düşünüyordum böylesine harika bir kitabı ama sonra biraz daha düşündüm de aslında tam da okumam gereken zamanda okumuşum iyi ki duygularım düşüncelerim yerine oturduğu zaman okumuşum. Daha önceden okusam belki bu kadar içine giremezdim kitabın. Tabloda bir çift göz ile başlayan hikaye... Bir hayal kuruyorsunuz ve sonra o hayali yaşıyorsunuz. Bulutların üstündesiniz çünkü hayaliniz yanı başınızda. Ve bir anda elinizden alınıyor. Başladığınız noktadasınız. Tüm yaşananlar hayal miydi aslında? Hayır değil büsbütün gerçekti. Peki bu gerçeklikten size ne kaldı? Bundan sonra ne hissedeceksiniz? Okurken verdiği duyguları hissederek okudum. Daha yazabileceğim çok şey var herkese anlatmak istiyorum oku lütfen diye ama büyüyü bozmak istemiyorum. Bence herkes vakti gelince bu kitabı alır eline zaten.
Fakat kafama, çıkmaz bir şekilde yerleşmiş olan
o korkunç hüküm, derhal kendini gösteriyor; "Unutma, unutma, unutma ki, o sana daha yakındı... Buna rağmen böyle yaptı..."
"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!" dedi. "Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana âşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum... Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum..."
Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu, Maria Puder'i, Kürk Mantolu Madonna'yı arayacaktım. Onu bulamayacağımı daha şimdiden biliyordum. Fakat aramamak elimde olmayacaktı. Beni, bütün ömrümce bir meçhulü, mevcut olmayan bir şeyi aramaya mahkûm ediyordu. Bunu yapmamalıydı...