• "Gruplaşmalarda genellikle inanç davadır. Saf haliyle din ancak ikinci plandadır. Bu tür birlikteliklerde esas amaç da dinin değil, davanın başarısıdır.

    'Dava' adıyla ortaya konulan fikirler, öncelikle liderin tutku, umut ve beklentileriyle süslü; aklı, bilgisi, kişilik özellikleri, alışkanlık ve tecrübeleri ile sınırlı; biraz da millî ya da yerel kültür motifleriyle destekli inanç, düşünce, yorum ve hayallerden oluşan bir muhteva taşır."
  • Kitap İnceleme Yazısı

    Kitap Adı : Sosyal Bilimlerle Çağı Yorumlamak
    Alt Başlık : Fikirler Düşünceler
    Yazarı : Farklı Konferans metinleri
    Yayıncı : Mahya Yayıncılık
    1. Cilt : 1. Baskı/ Haziran 2018/ 304 sayfa / Barkodu:9786055222659
    2.Cilt : 1. Baskı/ Haziran 2018 / 413 Sayfa/ Barkodu:9786055222673

    "körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz" diye meşhur bir deyimimiz vardır. Ben ise bu kitaplarda, beklentimden fazla, yani iki gözden fazlasını buldum. Felsefe var, mantık var, sosyoloji var, çözüm var, inanç ve insanlık var. Sosyal sorunlar el kitabı gibi.
    Toplumsal bir yapı için sosyal regülatör işlevi olan anlatımlarla karşılaştım.
    Medeniyet arayışı, mevcut medeniyetlerin tarihsel süreci, kültürler ve medeniyet ilişkisi.
    Sadece emeği ve üretim araçlarını, üretim sürecini merkeze alan bir anlayış/öngörüden kalıcı bir medeniyet çıkabilir mi? Sadece maddi taleple medeniyet hamuru yoğrulabilir mi?
    Bir insanın milliyetini önemseyen, diğerlerini öteleyen anlayış; insanlığa barış/mutluluk/huzur sunabilir mi?
    Bir inanca bağlı olanların dışında kalanların beklenti ve varlıklarını kabullenmeyen bir ideolojiden
    Bir medeniyet doğabilir mi?
    Sadece üretebilenleri ve daha çok üretimi tek gündem maddesi yapan mantıkla, kalıcı medeniyet temelleri atılabilir mi?
    Mezhep, aşiret, tarikat, cemaat, meşrep, fırka, hizip, doktrin gibi homojen tekdüze bir öğretiyle, toplumun tamamı kucaklanabilir mi? Böyle bir tercih, dayatma, bireysel iradeye zorlanabilir mi?
    Bu tür talep ve tercihler ancak üst bir medeniyet kuramı altında adres bulup, etkin olabilirler.
    Ahlakı, erdemi, dayanışma ve yardımlaşmayı, sosyal ilişkileri gündeme almayan bir doktrinden ortak bir medeniyet çıkabilir mi?
    Farklı düşünce, inanç ve aidiyetler, gelenekler, töreler, ancak kültürel faktör olarak, medeniyet şemsiyesi altında ve güvencesinde yaşayabilirler. Genel dayatma ve alternatif oluşturma girişimi,
    toplumsal kansere yol açmaktadır.
    Tüm çabamız/sorgumuz şudur: bizi bize yabancılaştıran, sosyokültürel çözülmeyi nasıl bertaraf edeceğiz?

    Bu kitaplarda hangi konular yok ki;
    -Alman düşünür Goethe’nin, sanat ve insanlık anlayışı
    -Sağlıklı beslenmenin gereği ve yöntemi
    -Birlikte yaşama kültürü
    -Edebiyat sanatı ve örnekleri
    -Kardeşlik seferberliği
    -Ekonomik kalkınma analizi
    -Medya politikası
    -Kimlik siyaseti
    -15 Temmuz darbe girişiminin sosyolojik yorumu
    -Sosyal bilimlerde değer problemi
    -Adalet, ahlak, tarih, yönetim bilinciyle ilgili anlatımlar
    -İnsanın niteliği, bilgi ve zihinsel altyapısı
    -Medeniyet anlayışı, tesisi ve geleceği
    -Kitle psikolojisi, Bilim ve din etkileşimi
    -Manevi açıdan toplumların ihtiyacı
    genel başlıkları ile özetleyebiliriz.
    SASGEM (Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi)’nin organizatörlüğü ile
    Düzenlenen konferanslar, iki cilt kitapta toplanmış. Yakın bir zamanda üçüncü cildin çıkacağını öğrendim.
    Kitaplar, 45 konuşmacının konferans sunumlarını içeriyor.
    Topyekûn tamirata, tadilata ve yenilenmeye ihtiyacımız var.
    Bu kitaptaki anlatımlar, bu toplumsal hamlenin aydınlatma fişeği niteliğinde.
    Daha büyük bir ateşi tutuşturabilecek bir çıra gibi adeta.
    Okuduğumda, içimdeki umutlar daha da yeşerdi. Toplum ve düşünce serisinden yazdığım
    “yaşam Merdiveni” ve “yaşam Donanımları” adlı kitaplarımda; “ Ulusal ve Uluslararası Sosyal Bilimler Şurası” organize edilmesini önermiş ve detaylarını anlatmıştım.
    Gerekçesini ve kısa özetini:
    http://www.edebiyatevi.com/...-surasi-onerisi.html
    web site adresinden okuyabilirsiniz.
    Her üniversitemizin bünyesinde; “sosyal bilimler şurası” oluşturulabilir.
    Önceden belirlenen ve konuların dağıtıldığı gündemle, periyodik olarak toplanır.
    Örneğin; ahlak ve maneviyat öğretimiz, üretim ekonomisi ve doğal kaynakların verimli değerlendirilmesi, işsizlik sorunu, toplumsal ilişkilerde yöntem, sivil toplum gönüllü çalışmaları,
    Eğitim ve kültür problemleri, kitap okumanın yaygınlaştırılması, rekabetsiz, birlikte yaşam medeniyeti, doğayı koruma ve çevre temizliği, sosyal adalet, tasarruf ve verimlilik, arge-ürge-planlama…
    Benzeri konularda sunumla çareler üretilebilir.
    Daha sonra tüm üniversitelerin katılımıyla “ulusal sosyal bilimler şurası” oluşturulabilir.
    İki yılda bir ise, yurt dışından da akademisyenlerin katılımıyla “uluslararası sosyal bilimler şurası”
    toplanabilir. Tüm konuşma metinleri ve ortak kararlar, Türkçe ve mümkün olduğu kadar farklı dünya dillerine çevrilerek, kitaplaştırılabilir ve web sitesinde yayınlanabilir.
    Ulusal ve uluslararası kaynaklardan ve fonlardan bağış alabilmek için de “Uluslararası Toplum, düşünce ve Birlikte Yaşam Vakfı” kurulabilir.
    Toplam 717 sayfalık kitapları okuyunca zihnimde neler canlanmadı ki.
    Birlikte yaşam medeniyetinin sosyal şifreleri ve yapı taşları sunuluyor önümüze adeta.
    Körlerin, bölgesel dokunuşlarla fili tanımlamaları gibi, kısıtlı ve kısır bir donanımla medeniyet arayışına giremezdik. Etki- tepki ikilemi ile ortaya çıkan algılarla ve sonucundaki çekişmelerle bütünlüğü kavramamız mümkün mü?
    Bir kültür veya medeniyet; varlığını ve gerekçesini, sadece başka bir olumsuzluğa yaslaması tutarsızlık ve çelişki doğurur. Çünkü olumsuzluklar ortadan kalktığında tüm söylem, öngörü ve heyecanlar boşa düşmektedir. Bu nedenle Sosyal Bilimlerle Çağı yorumlamak ve anlamak zorunlu hale gelmiştir.
    Daha sonra yapılacak olan Konferans ve şura çalışmalarına katkı sağlayabilecek, görüş ve öneri çeşitliliği açısından, ilk etapta aklıma gelen isimleri de listelemek isterim :
    Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Sosyolog Nurdoğan Arkış, Prof. Dr. Afşar Timuçin,
    Prof. Dr. A. Kadir Özer, Prof. Dr. Ahmet Akbulut, Prof. Dr. Cengiz Yalçın, Doç. Dr. Zülfikâr Özkan
    Gazeteci-Yazar Taha Akyol, Prof. Dr. Zeki Özcan, Prof. Dr. Kadir Albayrak Prof. Dr. Kerim Edinsel
    Prof.Dr. Ioanna Kuçuradi, Nil Gün, Evrim Çalkavur Durmuş

    İdeal, kalıcı bir toplum olma, birlikte yaşama ve sürdürülebilir kurullar koyma, sadece üst yönetimlerden beklentiyle gerçekleşecek kavramlar değildir.
    Bireysel bilinç, tercih ve eylemlerin bütünü ile toplum oluşur. Medeniyetlerin şekli/düzeni/verimi;
    alt kültür öğeleriyle belirlenir.
    Bu kitaplar ve devam eden serisi, bu amaca ulaşmak için çok önemli bir başlangıçtır.
    İyi okumalar dilerim.
    05.10.2018
    Ali Rıza Malkoç
    #armozdeyis
    http://www.arm.web.tr
  • Kitap İnceleme Yazısı

    Kitap Adı : Sosyal Bilimlerle Çağı Yorumlamak
    Alt Başlık : Fikirler Düşünceler
    Yazarı : Farklı Konferans metinleri
    Yayıncı : Mahya Yayıncılık
    1. Cilt : 1. Baskı/ Haziran 2018/ 304 sayfa / Barkodu:9786055222659
    2.Cilt : 1. Baskı/ Haziran 2018 / 413 Sayfa/ Barkodu:9786055222673

    "körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz" diye meşhur bir deyimimiz vardır. Ben ise bu kitaplarda, beklentimden fazla, yani iki gözden fazlasını buldum. Felsefe var, mantık var, sosyoloji var, çözüm var, inanç ve insanlık var. Sosyal sorunlar el kitabı gibi.
    Toplumsal bir yapı için sosyal regülatör işlevi olan anlatımlarla karşılaştım.
    Medeniyet arayışı, mevcut medeniyetlerin tarihsel süreci, kültürler ve medeniyet ilişkisi.
    Sadece emeği ve üretim araçlarını, üretim sürecini merkeze alan bir anlayış/öngörüden kalıcı bir medeniyet çıkabilir mi? Sadece maddi taleple medeniyet hamuru yoğrulabilir mi?
    Bir insanın milliyetini önemseyen, diğerlerini öteleyen anlayış; insanlığa barış/mutluluk/huzur sunabilir mi?
    Bir inanca bağlı olanların dışında kalanların beklenti ve varlıklarını kabullenmeyen bir ideolojiden
    Bir medeniyet doğabilir mi?
    Sadece üretebilenleri ve daha çok üretimi tek gündem maddesi yapan mantıkla, kalıcı medeniyet temelleri atılabilir mi?
    Mezhep, aşiret, tarikat, cemaat, meşrep, fırka, hizip, doktrin gibi homojen tekdüze bir öğretiyle, toplumun tamamı kucaklanabilir mi? Böyle bir tercih, dayatma, bireysel iradeye zorlanabilir mi?
    Bu tür talep ve tercihler ancak üst bir medeniyet kuramı altında adres bulup, etkin olabilirler.
    Ahlakı, erdemi, dayanışma ve yardımlaşmayı, sosyal ilişkileri gündeme almayan bir doktrinden ortak bir medeniyet çıkabilir mi?
    Farklı düşünce, inanç ve aidiyetler, gelenekler, töreler, ancak kültürel faktör olarak, medeniyet şemsiyesi altında ve güvencesinde yaşayabilirler. Genel dayatma ve alternatif oluşturma girişimi,
    toplumsal kansere yol açmaktadır.
    Tüm çabamız/sorgumuz şudur: bizi bize yabancılaştıran, sosyokültürel çözülmeyi nasıl bertaraf edeceğiz?

    Bu kitaplarda hangi konular yok ki;
    -Alman düşünür Goethe’nin, sanat ve insanlık anlayışı
    -Sağlıklı beslenmenin gereği ve yöntemi
    -Birlikte yaşama kültürü
    -Edebiyat sanatı ve örnekleri
    -Kardeşlik seferberliği
    -Ekonomik kalkınma analizi
    -Medya politikası
    -Kimlik siyaseti
    -15 Temmuz darbe girişiminin sosyolojik yorumu
    -Sosyal bilimlerde değer problemi
    -Adalet, ahlak, tarih, yönetim bilinciyle ilgili anlatımlar
    -İnsanın niteliği, bilgi ve zihinsel altyapısı
    -Medeniyet anlayışı, tesisi ve geleceği
    -Kitle psikolojisi, Bilim ve din etkileşimi
    -Manevi açıdan toplumların ihtiyacı
    genel başlıkları ile özetleyebiliriz.
    SASGEM (Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi)’nin organizatörlüğü ile
    Düzenlenen konferanslar, iki cilt kitapta toplanmış. Yakın bir zamanda üçüncü cildin çıkacağını öğrendim.
    Kitaplar, 45 konuşmacının konferans sunumlarını içeriyor.
    Topyekûn tamirata, tadilata ve yenilenmeye ihtiyacımız var.
    Bu kitaptaki anlatımlar, bu toplumsal hamlenin aydınlatma fişeği niteliğinde.
    Daha büyük bir ateşi tutuşturabilecek bir çıra gibi adeta.
    Okuduğumda, içimdeki umutlar daha da yeşerdi. Toplum ve düşünce serisinden yazdığım
    “yaşam Merdiveni” ve “yaşam Donanımları” adlı kitaplarımda; “ Ulusal ve Uluslararası Sosyal Bilimler Şurası” organize edilmesini önermiş ve detaylarını anlatmıştım.
    Gerekçesini ve kısa özetini:
    http://www.edebiyatevi.com/...-surasi-onerisi.html
    web site adresinden okuyabilirsiniz.
    Her üniversitemizin bünyesinde; “sosyal bilimler şurası” oluşturulabilir.
    Önceden belirlenen ve konuların dağıtıldığı gündemle, periyodik olarak toplanır.
    Örneğin; ahlak ve maneviyat öğretimiz, üretim ekonomisi ve doğal kaynakların verimli değerlendirilmesi, işsizlik sorunu, toplumsal ilişkilerde yöntem, sivil toplum gönüllü çalışmaları,
    Eğitim ve kültür problemleri, kitap okumanın yaygınlaştırılması, rekabetsiz, birlikte yaşam medeniyeti, doğayı koruma ve çevre temizliği, sosyal adalet, tasarruf ve verimlilik, arge-ürge-planlama…
    Benzeri konularda sunumla çareler üretilebilir.
    Daha sonra tüm üniversitelerin katılımıyla “ulusal sosyal bilimler şurası” oluşturulabilir.
    İki yılda bir ise, yurt dışından da akademisyenlerin katılımıyla “uluslararası sosyal bilimler şurası”
    toplanabilir. Tüm konuşma metinleri ve ortak kararlar, Türkçe ve mümkün olduğu kadar farklı dünya dillerine çevrilerek, kitaplaştırılabilir ve web sitesinde yayınlanabilir.
    Ulusal ve uluslararası kaynaklardan ve fonlardan bağış alabilmek için de “Uluslararası Toplum, düşünce ve Birlikte Yaşam Vakfı” kurulabilir.
    Toplam 717 sayfalık kitapları okuyunca zihnimde neler canlanmadı ki.
    Birlikte yaşam medeniyetinin sosyal şifreleri ve yapı taşları sunuluyor önümüze adeta.
    Körlerin, bölgesel dokunuşlarla fili tanımlamaları gibi, kısıtlı ve kısır bir donanımla medeniyet arayışına giremezdik. Etki- tepki ikilemi ile ortaya çıkan algılarla ve sonucundaki çekişmelerle bütünlüğü kavramamız mümkün mü?
    Bir kültür veya medeniyet; varlığını ve gerekçesini, sadece başka bir olumsuzluğa yaslaması tutarsızlık ve çelişki doğurur. Çünkü olumsuzluklar ortadan kalktığında tüm söylem, öngörü ve heyecanlar boşa düşmektedir. Bu nedenle Sosyal Bilimlerle Çağı yorumlamak ve anlamak zorunlu hale gelmiştir.
    Daha sonra yapılacak olan Konferans ve şura çalışmalarına katkı sağlayabilecek, görüş ve öneri çeşitliliği açısından, ilk etapta aklıma gelen isimleri de listelemek isterim :
    Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Sosyolog Nurdoğan Arkış, Prof. Dr. Afşar Timuçin,
    Prof. Dr. A. Kadir Özer, Prof. Dr. Ahmet Akbulut, Prof. Dr. Cengiz Yalçın, Doç. Dr. Zülfikâr Özkan
    Gazeteci-Yazar Taha Akyol, Prof. Dr. Zeki Özcan, Prof. Dr. Kadir Albayrak Prof. Dr. Kerim Edinsel
    Prof.Dr. Ioanna Kuçuradi, Nil Gün, Evrim Çalkavur Durmuş

    İdeal, kalıcı bir toplum olma, birlikte yaşama ve sürdürülebilir kurullar koyma, sadece üst yönetimlerden beklentiyle gerçekleşecek kavramlar değildir.
    Bireysel bilinç, tercih ve eylemlerin bütünü ile toplum oluşur. Medeniyetlerin şekli/düzeni/verimi;
    alt kültür öğeleriyle belirlenir.
    Bu kitaplar ve devam eden serisi, bu amaca ulaşmak için çok önemli bir başlangıçtır.
    İyi okumalar dilerim.
    05.10.2018
    Ali Rıza Malkoç
    #armozdeyis
    http://www.arm.web.tr
  • Kitabut tevhid bu kitap gibi kelam kitaplarını paylaşamayacaktım ama yaptım imanını kurtarmak isteyen okumasın

    Eserde kelam ilminin, İslam inancının hayata ve topluma ve medeniyete zihniyet ve ilkeler olarak yansımaları tespit edilmeye ve açıklanmaya çalışılmıştır.
    Bu bağlamda insan, toplum, siyaset, hukuk ve medeniyete ilişkin çeşitli meseleler, kelam ilminin tespit ettiği temeller açısından incelenmiş, bazen soru yakından analiz edilmiş bazen uzaktan bütüncül bir bakışla değerlendirilmeye çalışılmıştır.
    Temel İslam ilimlerinden biri olan kelam ilminin yenilenmeye ve ayrıca yeni açılımlara ihtiyacı olduğu fikrinden hareket edilmiştir. Bu bağlamda, kelam ilminin çeşitli sosyal bilimlerle ilişki kurması gerektiği fikrinden hareket edilmiştir.
    Eserin giriş bölümünde, bugün için, kelam ilminin, sosyal bilimlerin verilerinden yararlanması ama sosyal bilimler alanında ortaya konan teorilere de teslim olunmaması gerektiği; objektiflik iddiasında olan ama çoğu kez farklı dünya görüşlerine göre şekillenen sosyal bilimlere sorgulayarak yaklaşmasının önemi vurgulanmıştır. Kelam ilminin İslam inancını kesin delillerle tespit, ispat ve savunma rolüne vurgu yapılmış; sosyal bilimler alanında ortaya konan; din ve inançla ilgili farklı teoriler karşısında, kelam ilminin bunları sorgulamasının asli bir işlevi olduğu dile getirilmiştir.
    Dinin ve din duygusunun kaynağına ilişkin farklı teorilere yer verilmiş ve bunların eleştirisi yapılmış, dinin kaynağı olan fıtrat ile vahiy arasındaki bağ dikkat çekilmiştir.
    “İmanın Yapısal Özellikleri” konusunda, kelamcıların dilsel tahlili ve nakil açısından yaklaşım yanında insan psikolojisi ve sosyoloji açısından meseleye yaklaşılmıştır. İslam akidelerinin bilince, hayata, topluma, medeniyete, kültüre, ilkesel düzeyde yansımalarına değinilmiştir..
    Sonraki bölümde “İnsani” konu edilmiştir, insanın değeri, insanın toplumsal ve inanan bir varlık oluşu ortaya konmuş; insanı- için yaratılış gayesi ve yapısal özellikleri açısından bireysel özgürlüğünün hak ve zorunluluk olduğu açıklanmıştır.
    “Din Özgürlüğünün Temelleri” bölümünde de insan hakları arasında yer alan ve İslam’da önemli bir yeri olan din özgürlüğünün inanç temelleri, İslam’da din özgürlüğünü temellendiren(ta’sil) , haklılaştıran esaslar ortaya konmuştur.
    Ayrıca, kitapta, modern batı düşüncesinde insan haklarının temellendiren kavramlar ve teoriler açıklanarak bunların eleştirisi yapılmıştır.
    Kitapta, “Siyaset (İmamet-Hilafet)” konusunda, din-siyaset ilişkisi farklı bir yaklaşımla ele alınmış, İslam siyasi düşüncesine yön vermesi gereken umumi ilkeler ile İslam hukukçularının ve kelamcılarının görüşlerinden yararlanılmakla birlikte farklı yaklaşımlar ortaya konmuştur.
    “Ekoloji” bölümünde de insanın doğal çevreye yaklaşımını şekillendiren inançlar ve bunların belirlediği ilkelere yer verilmiş; İslam’da ekolojik yaklaşımın temelleri tespite çalışılmıştır. İslam’da doğadaki varlıkların Allah’ın varlığının, kudret, ilim ve hikmetinin delilleri olduğu; sıfat ve isimlerinin tecellileri olduğu, bu nedenle varlıkların ve canlı çeşitliliğinin bir değeri olduğu, İslam’ın adalet ilkesinin her varlığa tabiatına uygun davranmayı gerektiği vurgulanmıştır. Yine İslam’da imtihan ve emanet inancının insanoğlunun doğayla ilişkilerine ne gibi ilkeler olarak yansıdığı da tespite çalışılmıştır.
    Not; 2013 Yılında kelam dersime girmişti Recep Hocam
  • Çeşitli inanç ve amaçlara sahip kitlelerin davranışları klasik tarzda incelenmiş. Aralarında katıldığım ve katılmadığım toplum psikolojisi tahlilleri çeşitli örneklemelerle (İslam Toplumu-Ladin) anlaşılmaya çalışılmış. Özellikle Hz. Muhammed ile ilgili ve İslami bilgilerin bariz yanlışlığı beni rahatsız etmeyi başardı. Amerikan "üstkıtasından", Ortadoğu "altkıtasına" süper akademik ve ruhsuz bir bakışın nasıl olduğunu merak eden her insan kesinlikle bu kitabı okumalı. Diğer bir seçenek ise BBC'yi takip etmek. İki fiilin sonuçları arasında çok bir farklılık ortaya çıkmayacaktır.
  • biz insanlar, laboratuvar ortamında nasıl bir elma kurdunun gelişimini izleyebiliyorsak yaşadığımız dünyayı programlayan uygarlık da bizim evren üzerindeki gelişimimizi izliyor olabilir...
  • Eğer bir kimse yalnızca kendisi için yaşarsa, onun kıymeti kendisi kadardır