O dönemde Osmanlı ordusunda bulunan İngiliz Dok-tor Sir Charles Snodgrass Ryan mektubunda şöyle yazar. “İmân ne ilginç, ne güzel şey. Onlar için ölmek bir yerden bir yere gitmek gibi... Batı medeniyetinin çocukları olarak inancımızı yitiriyor, böylece özgürlüğe kavuştuğumuzu zannediyoruz fakat ardından gelecek fatura beni korkutuyor. Bu fakir cahil insanlar ölürken bile sebep bulabiliyorlar, bizim yaşamaya sebep bulamayışımız felaketimiz olmaz mı?
Kazanılan bu zaferde askerlerin Müşîr Osman Paşa'ya duydukları güvenin ve askerî taktiklerin çok doğru kullanılmasının yanında, Osman Paşa'nın ordusunda siyaset konuşulmasına müsaade etmemesinin de rolü vardır. Paşa, askerlerinin arasında hükümet bunu yapmış, şu kumandan yanlış hareket etmiş, sadrazam şöyle emir vermiş, harp şûrâsı hatalı kararlar almış gibi dedikoduların yapılmasına izin vermemiştir. Paşa kendisine bu tür çekişmelerle alakalı haberler ulaştırıldığında da, "Bize öteki dünyada elinizden geleni yaptınız mı diye soracaklar, başkalarının durumunu sormayacaklar!" meâlinde konuşmuştur. Muhârebeler boyunca yalnız bırakılmasıyla alakalı hayıflanmamış, kararlarını verir-ken de aynı hâletirûhiyesiyle hareket etmiştir
Müslüman ilk kıblesini yâd ederse; Hazret-i İbrahim'in, Hazret-i Îsa'nın, Hazret-i Meryem'in, Hazret-i Dâvûd'un, Hazret-i Süleyman'ın memleketine hürmet gösterirse ona da ihsan edilir. Os-man'ın oğullarının ayağına Kudüs'e hürmet ettikçe taş değmez.
Seyyid Bilal Hazretleri, sağ kalan birkaç cengaverle atlarını sürerek şehrin tepesine doğru ilerlediğinde ona, dedesi Hz. Hüseyin Efendimiz'e saldırdıkları gibi saldırdılar. Kâfirin kılıcı Seyyid Bilal Hazretleri'nin pak boynuna değdi. Hz. İbrahim Bilal ise kesilen güzel başını yerden alıp kolunun altına koyarak tepeye çıkmaya devam etti ağır ağır.
Ağaçların büyürken birbirlerinin dallarına dokun-mamaya özen göstermesine taç çekingenliği deniyormuş. Göğe doğru parmaklarını uzatan bir ağaç, başka bir ağacın yolunu kesmemek için yeniden şekilleniyormuş yani. Yumruk, tekme ya da sert bir söz gibi ileriye at-lamıyormuş dallar. Ellerini koltuk altında saklayan bir dervişmişçesine geri çekiliyorlarmış.
Taç çekingenliğini ağaçlara insanların öğrettiğini düşünüyorum. Bilim adamları, koca büyüteçlerle rüzgârları ve yaprak yiyen böcekleri araştırabilirler tabii. Yaz kış demeden ormanlara kurdukları çadırlarda gözlemler de yapabilirler. Onların rakamlarla dolu bilimsel raporları da olabilir. Fakat gönül bazen bilimin dışında açıklamalar bekler bizden. Meselâ ağaçların bu ahlâka insanları izleyerek vardığını duymayı arzu edebiliriz.duymayı arzu edebiliriz. Yeşil tenlilerin taç çekingenliğini bir sultanın kızından öğrenmiş olmasını isteyebiliriz.