CEM AKDAG, Petersburg Öyküleri'ni inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çoğu okur gibi Rus Edebiyatına ben de Dostoyevski'nin "Suç Ve Ceza" kitabı ile giriş yaptım , daha sonra Rus yazarlarına ait birçok roman okudum . Ve sonuçta ,neden bütün Rus yazarlarının Gogol'a saygı duyduğunu anladım.
Kısa hikayeler birbirinden farklı konular ile Petersburg Öyküleri harika bir kitap . Öyküler arasında bir seçim yapmak gerekirse "Palto " en ünlüsü. Yoksul bir memurun yeni bir Paltoya sahip oluşu ve ardından yaşanan traji komik olaylar. Bir Delinin hatıra defteri ve Burun'u okurken yavaş yavaş gülümseyip öyküyü kahkahalara bitiriyorsunuz.
Nevski Bulvarı'n dan yaptığım alıntılar ise ,hiç Gogol'u okumayanların onu tanımlarını sağlayacaktır.

Ufuk Özgür, Bir Çift Yürek'i inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Bu kitabı okumadan önce düşüncelerimizi, yargılarımızı belkide örf ve adetlerimizi bir kenara koyalım bir süreliğine. Gerçek, has, olması gerektiği gibi bir insan olduğumuzu mu düşünüyoruz? Gerçek insanlarla tanıştım bu kitapla. Ben kabul ediyorum ki mutantlaştık. Yani değiştik. Belki mecburen değişimin ortasında doğduk ve ayak uydurduk bu yaşama. Ama herşey o kadar değişmiş ki aslında herşeye kendimizi mecbur etmişiz, her şeyde her konuda desteğe mecburuz işte... Köy yumurtası yesekte, kendi balımızı üretsekte hiç de yapay olmayacak yanımız yok... Doğanın bir parçası gibi yaşayan insanlar bunlar; kendilerini üstün görmeden , doğayla et ve tırnak gibi yaşayan bu Gerçek İnsanlar... Sadece ihtiyacı kadar kullanıp tüm yaşama ve bu yaşamın içindeki tüm canlılara saygı duyan insanlar... Memnun oldum ve mutant olduğumu sizden öğrendim...

Helal sevda insanin kalbinde açan bir fidan gibidir.
Onu besleyip büyütebilmek için saygi ve ahlak gerekir.

Hristiyan ülkelerde Kilisenin çanı çalmaya başladığında müslümanlar saygı gösteripte müziğin sesini kısıyorlar mı ?

Peri

@bidolukitappp, Cennet'i inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Eminim ki herkes Cennete gitmek ister, ama kimse ölmek istemez. Belki de en büyük sorunumuz budur. Her şeyi olsun isterken her şeyi kaybetmek. Madem ki Tanrı, kendini insanlarda hayvanlardan, hayvanlarda da bitkilerden daha fazla gösteriyor; o halde tüm bu nefsani arzuların sorumluluğunu ona yükleyebilir miyiz? Elbette hayır. Bu sınırı aşmak olurdu. Hayır, biz sınırı aşanlardan değil sadece sorgulamayı sevenlerdeniz. Sorgulamak da zorundayız. Kainatta yaradılmış her şey Tanrı’dan gelir. Ve eğer Tanrı iyiyse -ki öyle kabul ediyoruz- o zaman yaradılanların iyiye, doğruya susamış olmaları gerekmez mi? Peki ama bunca cehennemlik günah neden işleniyor? Bu da bizi tek bir kader olamayacağı sorunsalına götürüyor. Eğer tek bir kader varsa bu insanların cehenneme gideceği zaten yaradılmazken belliydi ve sorumlusu Tanrı demek zorundayız. Eğer tek bir kader yoksa ve birden fazla kader var ise yalnızca Allah’ın bildiği bu kaderlerden herhangi birisini, yaptığımız seçimlerle kendimiz belirliyoruzdur. Bunun da sorumluluğu tamamen bize ait oluyor. Evet bazen gitmemiz gereken yoldan gitmek zorunda bırakılmış olabiliriz. Yalancı zevklere uyarak dünyaya meyletmiş, Cenneti ıskalamış olabiliriz. Ama bütün günahlarımızdan sıyrılabilirsek Tanrıya benzeyebilir ve Cennetde onunla buluşabiliriz. Varoluşçu felsefi akımlara göre insanın önceden belirlenmiş bir doğası yoktur. İnsan var olduktan sonra kendi doğasını kendisi belirler. Hobbes’a göreyse insan doğuştan kötücül tasarlanmıştır. Hangisi haklı bilmiyorum. Ama insanın insan olduğu sürece cennetde bir yeri olacağına inanıyorum. Eğer özgür iradeye sahip varlıklarsak o zaman bu kötülüğü Tanrıya mal edemeyiz. Bize Tanrı tarafından bahşedilen özgür irademizi yanlış yorumluyoruz. Kötülüklerin kaynağı aslında gene özgür irademiz. Dünyadaki kötülükleri ortadan kaldırırsak o kötülükleri yok eden iyilikleri de ortadan kaldırmış oluruz. Peki bir de başka bir pencereden bakalım. Cennetde hizmet etmektense Cehennemde hüküm sürmeyi tercih eder miydiniz? Eğer böyle bir seçim yaparsanız Şeytan’ın yapabildikleri karşısında önce şüphe eder sonraysa korkuyla saygı duyarsınız. Ancak zamanla anlarsınız ki aslında hiçbir şey kazanmamak uğruna her şeyi kaybetmişsiniz.
“İnsanoğlunun içinde canlanan her türlü hissi besledim. Onun ne istediğini önemsedim, onu hiçbir zaman yargılamadım. Neden? Çünkü onu hiçbir zaman reddetmedim, kusurlarına rağmen. Ben insanoğlunun fanıyım!” -Şeytan
Evet, o böyle çalışıyor. Gerçek mutluluktan dikkati dağıtmanın tek gerçek yolu materyalizmdir. Dante’nin de İlahi Komedyası’nda bize anlatmak istediği aslında budur. Deizm, paganlık, şehvet, oburluk, aç gözlülük, savurganlık ve cimrilik, hilekarlık, hainlik, kibir, hırs ve daha niceleri… Genelde de baksanız özelde de baksanız daima materyalizme çıkıyorsunuz. Siz hiç cenneti elde etmek için aç gözlülük yapan birini gördünüz mü? Ya da cennetde bir villa satın almak için hilekarlık yapan birini? Değil mi… Umarım bir gün biri çıkıp da “Ey insanoğlu” dediğinde üzerine alınacak biri bulunur…

Sarah Gürten, Karanlık Lise 2'i inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 7/10 puan

bir şey söylemek gerekirse 1. kitaptan çok çok ayrı ve sanki ilk kitabın devamını getirmiyormuş gibi ama beğendim mi evet tabi ki emeğe saygı ama dediğim gibi birinci kitabın sanki devamı değil gibi geldi ayrıca güneşin demir beyefendiyi biraz düzeltmesi hoşuma gitmedi değil . tabii barıştıktan sonra :)

Sabahat UÇAR, Bütün Şiirleri'ni inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

“ÖKSÜZ KIZ” MASALI*

- Hocam Ali Canip Beğe-**

Ufuklarda yaralı bir göğüs kanıyor,
Ovalarda kızıl kumlar dalgalanıyor;
Rüzgârlara haykırırken yalçın kayalar;
Uğulduyor nihayetsiz, engin yaylalar...


Bu kış günü bir öksüz kız elde bakracı,
Merhametsiz rüzgârlarla dağılmış saçı
Su almağa gidiyordu...Sırtı çıplaktı;
Karanlıkta artan soğuk sırtını yaktı...


Şişirmişti karlar küçük ayaklarını,
Esen rüzgâr dondurmuştu kulaklarını.
Zavallının karnı açtı, gözü yaşlıydı.
Düşe kalka gidiyordu, çok telaşlıydı.
Bir kasırga koptu birden, kızı ağlattı,
Güzel, narin vücudunu yerlere attı...
Yukarıdaki saraydan gördü bunu ay,
Gözlerine zindin oldu birden bu saray...
—Soğuk kızın gül yüzünü kavuruyordu—
“Ay”,bir anne gibi tatlı sesiyle sordu:


Çıldırdın mı kız?
Niçin yapyalnız
Çıktın dışarı?


Görmedin mi sen?
Dışarda esen
Deli rüzgârı?

Öksüz kız bu tatlı sesle önce ürperdi
Lâkin sonra sakinleşti ve cevap verdi:


Ay, sorma benden,
Bilmiyorum ben
Bu nasıl şeydir...


Yalnız derdim çok,
Bir sevincim yok,
Anam üveydir...


Hıçkırıklar kesti kızın ince sesini,
Zaten “Ay” da anlamıştı neticesini,
Onun için ısrar edip sormadı fazla;
Ve titredi kalbi acı bir ihtizâzla,
Gözlerinden yere billûr yaşları indi...


Bir çalının içerisine girdi kız şimdi.
Lakin birden “Ay”ın sesi sarstı kumsalı:
“—Kucağında bir İnci var, ben ona, çalı!...”
“Hazırladım atlas çadır, ipekli sedir,”
“Hadi çalı, öksüz kızı al bana getir!...”


Birdenbire bir silkindi, çalı at oldu,
Dikenleri ona İpek bir kanat oldu;
Yavaş yavaş yükseldi, gökler alçaldı,
“Ay”, bu kızı bakracıya yanına aldı...


İşte o günden beridir
“Ay”ın çehresi değişir,
Kızın değişen haliyle...
Ay bu kızın hayaliyle
Bazan parlar, bazan söner,
Âdeta şaşkına döner.


Kız bazen girer otağa;
Başlar halı dokumağa,
“Ay”ın yüzünü o zaman
Hasretle sarar bir duman,
Bir hilâl olur yeisle;
Gittikçe artan bir sesle
Beyaz çehresi kirlenir...


Bazan kızın keyfi çoşar:
Bakraçla göle koşar
Ve Ayın çektiği çile
Biter...Çoşkun bir sevinçle
Gülen yüzü bedirlenir....


Gökte büyük bir “Dev” vardır,
Her zaman “Ay”ı kıskanır:
Güzel kız ondadır diye;
Kavga eder bir düziye
Öksüz kızı kapmak için
Ve kendisi için için
Kızın aşkına taliptir.


Yirmi beş gün Ay galiptir,
Yüzü parlar süzgün süzgün
Lakin heyhat, ayda üç gün
Bu “Dev” galip gelir “Ay”a,
Ay da başlar ağlamaya
Hıçkırıklarla boğulur,
Yüzü yaşlarla sararır,
Sonra kararır, kararır,
Tam üç gün görünmez olur...


Derin anlamlar içeren en beğendiğim şiiri incelemeye yazmak istedim.

Keyifli okumalar yaşanmışlıklara saygı gösterilir ve yorum yapmak istemiyorum....

Bugün Paylaşımlardan
Madem oruç tutmuyorsun tutana saygın olsun diyorlar, peki oruç tutmayana neden saygı duymuyorsunuz oruç tutmayanlar üvey evlat mı lan.