Sabahın alaca karanlığında uyanmak sana zor geliyorsa, şu düşünceye başvur: insanca bir yaşam için uyanıyorum. Eğer, doğuşumun nedenini ve evrene getirilişimdeki amacı yerine getireceksem, yine de somurtkan olabilir miyim? Yoksa, yatmak ve örtüler altında kendimi sıcak tutmak için mi meydana getirildim?
- Ama, bu daha hoş!
Kendine zevk vermek için mi doğdun?
Ve, kısacası, yaşama bir katkıda bulunmamak için mi, bedensel bir yasam için mi yaratıldın? Çalıların, serçelerin, karıncaların, örümceklerin, arıların kendi görevlerini yerine getirip, paylarınca evrenin düzenine katkıda bulunduklarını görmüyor musun? Ve sen, tüm bunlardan sonra, insana yaraşanı yapmak istemiyorsun? Doğaya uygun olan göreve koşmuyorsun?
-Ama, dinlenmekte gereklidir.
Gerekli olduğunu kabul ediyorum. Bununla birlikte, yiyip içmeye olduğunca, bu gereksinmeye de sınılar koymuştur doğa. Buna karşın, bu sınırarı aşıp, zorunluluğun ötesine geçmiyor musun sen? Eylemlerindeyse olanaklarının ardında kalıyorsun. Demek ki, kendini hiç sevmiyorsun. Çünkü, kendini sevseydin, gerek doğan gerekse istemini sevmen gerekirdi. Uğraşlarını seven başkalarıysa, banyo ve yemeklerini unutarak, onun gerektirdiği yolda tüketmektedirler güçlerini. Oymacının oymacılığa, oyuncunun oyuna, cimrinin paraya, gururlunun böbürlenmeye duyduğundan, daha az mı saygı besliyorsun kendi doğana? Onlar, kendilerini ilgilendirene beğeni duyduklarında, kendilerini verdikleri yapıtı ilerletmeden ne yemek ne de yatmak isterler. Ortaklaşa iyiliğe yararlı eylemler daha az değerli ve daha az çabaya layık mı görünüyorlar sana?