Şiirden gelen sesleri ... Şairane İnce bir his Yağmur öncesi bir sis Bir de Sessiz Ayak sesleri bilir ..
Gökte yıldızlar varmış. Yalnızlar apartmanı yıldızları olsa gerek. Kimisinin kuyruğu, kimisinin takım olduğu yalnızlıklar, öyle mi!? Hayır, bu kadar ışık fazla olsa gerek. Önce gözlere ayrılık sonra da kapanmak gerek. Birine, yalnız kalmış birine verecek ayrı, ötekine verecek ayrı bir karanlığın var mıdır? Peki, bu kadar sessizlik yeter. Madem gözlerin dünyası, buyursunlar bakalım..! Bir perde ama kırıştırılmış peçetelerden, hani üzerine istekler yazılıp çocukluğa karalananlardan. Neresinden tutabileceğin belli değil, kaybolursun. Kaybolmazsan kırışıklar kırışıkları buruştururlar seni. Hani şu yalnızlar sokağının lambaları küsmüş ya apartmanın yıldızlarından, ondandır karanlıklara inmez olmuş perdeliler. Karanlıktır ya, ondandır işte. Dipsiz kuyu sokaklar — suyuna varamaz perdeliler; şu tek lokmalık lokumlar hayata dökülmesin diye sarınan peçeteye. Tadımız kaçmasın diye tuzu-muza el ederler ki elden ele tuzlar. Bir kan rengi çayda. Ah zaman sevgilim. Yansıman /nerede/ kaldı gözlerimde. Senin için bir kafes, içinde kumlar, üfleyip yukardan bakmak için. HaH! Sen sevgili! çay bardağının ince belinde başımı döndürüyorsun! Dipte kalmış o bir yudum, çekilmiş kan. Ne dokunabiliyorsun, ne sıcaklığı kalmış, ne aklına geliyor, ne ne ara gitti bilmeyeceksin. Dökülüverecek işte öyle. Kimin içi yanar? Belki bakarsın öncesinde gözler akıverir içerisine. Aynalar iki yüzlü, altılı atlı karıncada tepetaklak dönüyorlar. Bir varmış bir yokmuş mürekkep. Benimki de eller. Bulaştı bir kez de, hangi yüzde şimdi aramalı? Aradığın yerde mi? Işıkları mı kapatmalı? Ya o zaman gözükmezse karanlık? Sokağın gemileri mi gelmiş, ne bu, kapılar mı açılmış, ne o rüzgâr mı yoksa? Getirecek kokuları. Korkanları kaçırmayın. Ve zaman, ayrılıyor kanlı bir kelebek bardaktan. Aynaya bakamaz ayna
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Geceye...
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere Her gece ışığını ruhumdan alacaksın Aldanma gururunu okşayan çiçeklere En güzel güllerini ruhumla alacaksın Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Şiir
Nasip.
2022-2023... polis teşkilatı için parkura kayıt olacağım an boydan kaybettim. Sonraki sene inat yüzünden sınava girmedim. Geçen yıl öylesine, hedefsiz girdim. Sınava yakın Jandarma Ast.Meslek Yüksekokulu'na girişime hiçbir engelin tabi olmayacağını öğrendim. Yeniden dünyaya geldim sanki. Mezuna kaldım. Mart'tan itibaren parkurdayım, sınava yönelik çalışıyorum. Bugünse -sınava tam bir hafta kala- JAMYO'nun bu yıl sadece erkek alım yapacağını öğrendim. Bu seneki hakkım son hakkımdı. Kısmetsizliğimden, bu meslek ile sınanmaktan yoruldum. Hiçbir söz teselli etmiyor. Kalbim yoruldu, bedenim yoruldu. Nasip diyip geçiştirmek kalıyor artık. Nasip... Çok ince bir kavram...
ince isen, ince ince kırarlar seni; hoyrat isen, el üstünde tutarlar seni.
1000Kitap
"İnsan; sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara, Kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli " Mevlâna Mutlu akşamlar...