Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda... Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! .. Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik Anlayamadılar..
Bütüne yararlı olan herşey daima yararlı ve güzeldir
"Tanrıyla aynı şeylere ve yargılara yönelen birisi, tanrıdan ilham almıştır" Ve bitirdim bu guzel kitabı Marcus Aurelius, tekrar buluşmak dileğiyle. Çantamda en uzun süre yoldaş olan en ince kitap, en derin düşüncelerini uzun uzun okudum. Şüphesiz ki doğanın adaleti en doğru zamanda tecelli eder.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Kendime...
Artık israf yok. Bazen hayat kapına vedalarla, acılarla ve sabrını zorlayan insanlarla gelir. Bazen de kapını açtığında karşında hiç beklemediğin güzellikler ve mucizeler görürsün. Hatırla geçmişi; ne zor savaşlar kazandın sen, ne fırtınaları tek başına atlattın. Birçok insan tanıdın ve ‘tanıyamamışım’ dediğin nice insanlarla vedalaştın. Bazılarından ayrılmak kolay olmadı, zorlandın, kendinle inatlaştın ama bazılarından anında uzaklaştın. Yıllarca kendine benzeyen, senin gibi seven ve ince düşünen insanlar aradın. Biliyorum, artık ne sen eski sensin ne de insanlar gözünde hep iyi niyetli. Kabul et iki gözüm, sen de fazlasıyla olgunlaştın. İnsanlarla uğraşacak ne eski gücün var artık, ne de onları hoş görecek sabrın. Bir daha tekrarı yok yaşadığın şu hayatın. Bak, önünde bir ömür var; yeni yaşlar ve yeni başlangıçlar. Hayatı biraz da kendin için yaşa. Değmeyen insanlar için yıllarını zaten fazlasıyla harcadın.
Alıntı
İnce isen, ince ince kırarlar seni; Hoyrat isen, el üstünde tutrlar seni
Alıntı
Aşk Gelince
"Kul ne yapsın aşk gelince Aşk çok keskin zırhım ince Güneş bile yeterince ısıtmıyor o gidince" youtu.be/8pYiNSqwSZs?si=...
Müzik
Yarının Rengi İçimde adı konmamış sabahlar var, doğru, Rengini henüz benim de bilmediğim. Ama o derin kuyularda ışık falan aradığım yok, Bilirsin; insan bazen sadece karanlığa alışmak ister. Kırılan şeyler öyle zarifçe şekil değiştirmez, Dağılır. Parçası batar insanın avcuna. Yine de rüzgarın önüne kattığı o arsız tohumlar gibi, Nerede duracağını bilmeden yürür insan başka bir mevsime. Umut, öyle fısıldayan bir gölge değil buralarda. Bayağı arsız, yüzsüz bir şey. Tam her şeyi fırlatıp atacakken sandalyeye, "Otur oturduğun yerde," diye omzundan bastıran o inat. Gökyüzü kurşun gibi ağırlaştı mı ağırlaşır, Ufuk çizgisini falan saklamaz, düpedüz yok eder. Ama sabahın köründe çalan o saatin sesi gibi, İstesek de istemesek de döner bu dünya. Kaç mevsim taşıdığımı bilmiyorum içimde, Zaten kim oturup bunun hesabını tutar ki? Ama bir gün bakarsın, en çorak, en taş kalpli yerinden Hırçın bir yeşillik fırlayıp çıkmış. Hayat bir ressam falan değil, eksilen yerleri boyamaz. Yaraların kabuk bağlar, izi kalır, rengi solar. Biz sadece o ince, sızılı çizgilerin etrafından dolaşarak
Edebiyat
Reklam
Reklam