ESKİ YUNAN'DA FELSEFE -II-
(...) Thales, sözüm ona “büyüklüğün ölçüsü”nü koyarak, her şeyin aslının su olduğunu söyledi. Muhtemelen, her şeyin nasıl olup da sudan geldiğini de anlatmıştı. Her şeyin olmasa da, eskilerin “anâsır-ı erbaa” dedikleri dört temel unsurun: Toprak suyun soğuyup katılaşmasından, hava suyun ısınıp buharlaşmasından, ateş havanın ısınıp sıkışmasından… Fakat bu değişimin sebebi de, gâyesi de belli değildi: Suda neden toprak, hava, ateş olmak “istidadı” veya niçin toprak, hava, ateş olmak “iştiyakı” bulunsun? Eski Yunan filozoflarının ilki sayılan Thales, bu meseleyi düşünmemiş veya çok basit bir cevabı olduğunu bildiği için üzerinde durmaya gerek duymamıştı. Fakat talebesi Anaksimandros, üstadının bu ihmâlini veya tecahül-ü ârifanesini açıklamak lüzumunu hissetti: “Her şey, aslına dönücüdür!” Her şey aslına dönücü olduğuna göre, demek ki, her şey aslını arayıcıdır… Kâinatta her şey, yaratılış aslı ne ise onu özler, onu ister, onu arar… Şu hâlde su, bir başka şeye, bir başka şey, daha başka bir şeye dönüşürken, bu küllî arayış ve özleyişin nizâmı içindedir… Dolayısiyle su, her şeyin aslı ve ana kucağı değildir… Her şeyin aslı ve ana kucağı, ancak belirsiz ve sınırsız bir ana madde olabilir… Belirsizliği bir tarafa, bu ana maddenin temel vasfı “sınırsız, nihayetsiz” (apeiron) olmak olabilir ki, su da dahil, bunca sınırsız ve bitimsiz şey ancak böyle bir yaratılış aslına kavuşmak isteyebilir… Her şey aslına dönücü olduğuna göre, su da dahil, her şey apeiron’a dönücüdür… __Tam olarak böyle olmasa da, aşağı yukarı bu şekilde, Anaksimandros, hocası Thales’in felsefesini, bir taraftan tamamlıyor, öbür taraftan yıkıyordu. Tamamlıyordu, çünkü temel kavramlarını, hareket noktasını, peşin fikrini hocasının felsefesi sayıyordu. Yıkıyordu, çünkü hocasının felsefesinin
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları
Hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar ağır bir baskı yapamaz
…bizden zorla “bilgi” elde etmek için kullanılacak baskının kaba kuvvetten veya bedensel işkenceden çok, daha çetin bir yöntemle işlemesi öngörülmüştü: İşte bu düşünülebilecek en ince tasarlanmış izolasyondu. Bize hiçbir şey yapmadılar; sadece gerçek anlamda bir hiçliğin içine yerleştirdiler bizi. Çünkü bilindiği üzere dünya üzerindeki hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar ağır bir baskı yapamaz.
Sayfa 33·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
"Yola düştüler. Soğuktan üşüyorlardı. Gökyüzü aydınlıktı. Gökyüzü, yıldızlar buz tutmuş, cilalanmış gibiydi. Ormanın dalları ıslaktı. Süründükçe ıslanıyorlardı."
Sayfa 393·Kitabı okuyor
Ferhat Hoca. "Bu Allahın işine hiç aklım ermiyor, bu kadar zalim bir adamı nasıl ediyor da yaratıyor, yaratırken, yarattığından..." Boynunu iki yana kıvırdı, "Tövbe, tövbe estağfurullah," diye dualar okudu. "Böyle bir zalim bir adam nasıl olur, insanoğluna onun kıydığı gibi, insanoğlunu onun aşağıladığı gibi insanlık nasıl aşağılanır! Allah da kendi yarattığı kullarına yapılan bunca işkenceye, aşağılamaya nasıl razı gelir, aklım ermiyor. Şu Karafırtınayı öyle bir merak ediyorum ki..."
Sayfa 563·Kitabı okuyor
"Yüzlerine konan sinek kırk parça oluyor-du. Öylesine asıktı yüzleri."
Sayfa 390·Kitabı okuyor
Sevdiğine kavuşamayan her gün ölür.
Bu dünyada bin kez ölünmeden bir kez dirilmenin mümkünü yoktu.
Sayfa 559·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam