Alt taraftaki etli kısma kan sağlamak için her bir parmağa uzanan çok ince damarlar ve yaklaşık 700 reseptör vardır. Bu şekilde çevremizi keşfeder, hisseder, dokunur veya okşarız: Sensörler beyne bunu hangi yoğunlukla yaptığımızı, o sıradaki basıncın ne kadar güçlü arttığını ve hangi hızla uygulandığını iletir ki bundan özellikle parmak uçlarının en dış deri katmanındaki "Meissner cisimciği" sorumludur. Bunun sonucunda hiç düşünmeye gerek kalmadan bir avokadonun olgunluk derecesini dokunarak algılar, bebeğimizi nazikçe okşar, elma püresi kavanozunu kuvvetle açar, bir kâğıt sayfasını tutarken buruşturmaz ve içindeki latte taşmasın diye karton bardağı çok sıkı tutmayız çünkü aynı zamanda parmak uçlarının üst tarafındaki tırnaklar da parmak altındaki etli kısmın karşılığı olarak görev yapar. Onların karşı baskısı olmasaydı günlük hayatımız çok zor olurdu, üstelik doğumdan itibaren en gelişmiş olan duyu dokunma duyusudur; bu sayede yenidoğanlar kelimenin tam anlamıyla çevresini kavrar.
"Bunu iyi akıl ettin Hocam. Bu kepeneklerin içinde değil üç gün, on gün bile karın, fırtınanın arasında bekleriz de üşümeyiz. Çobanlar bunu iyi icat etmişler, kepeneklerin içi fırın gibi olur."
"Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...
Adımdan gayrısını bilmiyorum."