Genç kalabalık, eğitimsiz ya da az eğitim görmüş insanlar, basitlikleri yüzünden güruh gibi görünüyordu gözüne bazen. Böyleleri, kıstınlmışlıklannı yadsıyacak tek alan olarak görüyorlardı sanal dünyayı. Hayatta
derinlik ya da anlam aramak gibi bir sorunlan yoktu yüzde doksanının.
Ne yenilik, ne dişe dokunur bir görüş, ne de ruh! Bozulmuş, daralmış, içi boşalmış bir dil! Derme çatma yargılar. Akıllı ya da akılsız girişimler. Bilinen hiçbir şeyi açıklamayan yavan duygular, gündelik suç ve itiraflar. Ucuzluk, düzeysizlik ve cahillik! Marazi bir mizah anlayışı, narsis bir hazcılık ve sözde kayıtsızlık.
Gene de büsbütün yadsmamazdı kendi zırhı içinden çıkmadan dünyaya iyi kötü uyum sağlamaya, sesini bir biçimde duyurmaya yönelik bu tür çabalar. İnsanlann safralarını boşaltacakları, kaçıp sığmabilecekleri böyle bir icat olmasaydı genel bunalım daha korkunç boyutlara ulaşabilirdi.
"Unutmak. Belleğin yıpranmış kumaşına işlenmiş çirkin bir mühür!" İnci Aral- Safran Sarı
Bu söze katiyen katılmıyorum, unutmak bana göre insanlığa bağışlanmış en büyük nimet. Aşktan da öte.
Unutmak bir bakıma alışmak. Şöyle ki;
Yaşadığınız en büyük acıyı düşünün, anne-babanızın, kardeşlerinizden ya da bir sevdiğinizin ölümü.
Sevdiğinizden ayrıldığınız ilk anlar yaşadığınız şiddetli hüzün.
Pişman olduğunuz bir anının hatırladıkça soğuk duş etkisi yapan şoku.
Tecavüz.
Onurunu zedeleyevek kadar yoksul kalmak, madden-manen.
Hergün aynı şiddetle o acıyı yaşamak zulümdür, katl'dir. Unutmak biz insanlara bahşedilmiş en büyük nimettir.
Neden bir türlü kurtaramıyordu kendini, ille de koruyucu bir erkekle var olma saplantısından?
Genç kadınlar arasında yeniden hortlamış bir
eğilimdi bu. Hızla yayılan bir hastalıktı. Paralı, düzgün birini bul ve beleş geçin!