Acı ve korku o kadar tarifsizdi ki,
her nasılsa ölmemiş herkes kendisiyle ne yapacağını bilemeden,
yaşamayan bedenini öylece sürükleyip duruyordu. Eğer uyuyabildiysek,
sabah gözümüzü açtığımızda henüz uyanmamış
bilincimize rağmen çoktan acı çekmeye başlamış bedenimizle
baş başa kalıyor, neden bu kadar mutsuz uyandığımızı anlamaya
çalışıyorduk. "Kabustur" diyorduk, "böyle bir şey gerçek
olamaz ki." Gerçek o kadar sert, o denli kabul edilemezdi ki
onu kaybetmeye başlamıştık. Esasen bu delirmek demekti. Gerçeklik
ayağımızın altından çekiliyordu. Bu kadar yakındı işte,
aklımızı yitirmiş olabilirdik. Benim için aklın iplerini elinden
kaçırmanın en somut tarifi bu; neyin gerçek, neyin gerçekdışı
olduğunu karıştırmak, birbirinden ayıramamak