Da es mich schmerzt. Wenn meine Leute Schmerzen leiden müssen, gehöre ich so sehr dorthin, dass die Frage über mich gegangen bin, nicht mehr wichtig ist. Ich bin mir nicht mal sicher, ob ich wirklich gegangen bin.
“Her yazar kendisine ait olmayan bir dili, yabancı bir dili, içinde gözyaşı barındırmayan bir dili benimsemek üzere anadilinden uzaklaşır” diyor Morábito ya da ben öyle dediğini varsayıyorum, zira bu alıntıyı ezbere yapıyorum.
Sylvia Molloy, “İnsanın kendini başka bir dilde rahat, hatta konuşkan hissedebilmesi için gurbete ve unutuluşa kati ve mutlak surette teslim olması gerekir, geride bırakılan evden en ufak bir iz bile kalmaması gerekir. Peki ama insan bu evi ne zaman beraberinde götürür? Ya da o yabancılık ne zaman kişinin bir parçası olur?” diyor.
Okumak bazen zaten canlı olan hayal gücünü daha da canlandırıyor, fakat böyle de olsa günü güzel bitirmeye yarıyor. Önemli olan alışkanlık, törensi hava elbette. Birlikte olmak.
Sessiz okuma bir anlamda bir fetihtir; biz sessiz ve yalnız okuyanlar yalnız kalmayı ya da daha güzel ifade edecek olursam daha az kavgacı bir yalnızlığı, acıdan arındırılmış bir yalnızlığı yeniden fethederiz; gürültülü sessiz yalnızlık içinde okurken kendimizi kalabalık, çoğalmış, başkalarının eşliğinde hissederiz.