ㅋㅋㅋ Bewusst

ㅋㅋㅋ Bewusst
@inexistente
Pensamiento ︎
Her şeyi kendimize bağlıyorduk sadece..
“Düşünmeyen insanlar bu yüzden bu kadar gamsız ve mutlu çünkü ağırlığı asla fark etmiyorlar. “ Düşünmekle ruhun ağırlığı diye isimlendirdiğiniz şey arasında bir bağ yoktur.Kendinizden hiss erdiklerinizi ve düşündüklerinizi anlaya ve tanımlaya biliyorsunuz.Tabiki ruhumuzun olduğunun yaşam ve ölüm olduğu için farkındayız. Ama ağırlık dediğiniz şey dünyada yaşadıklarınız,sizi etkikeyen şeylerdir ki,onlar arasında bağ kuran ve olaylara karşı düşünüp bununlada yaranan duyguyla karşılık veren siz kendinizsiniz. Yani her şey yalnız insana göre öyle,dünya ve yaratılışa göre öyle değil. İnsanlar böyledir gerçeğin isbatını görünceye kadar gerçekliğin var olmadığını sanıyorlar. Düşünmeyen insanlar gamsızlıklarından,hiss etmediklerinden değil sadece düşünemediklerinden mutlular.çünkü gamsızlık,mutluluk bile histir. Hiss ediyorlar sadece anlama yetilerinde zayıflık olması onların köleliğini gösterir,bu nedenle hep bir şeylerin peşinde koşarlar,farkına varmadan sadece görüntü şeklinde yaşarlar.İçi boş ev gibi yani. Düşünmek evin içini dizayn etmek kendine göre yaratmaktır,evinin içini ve neyin gerekli olup olmadığının farkında olmaktır. Söylemek istediğim şey ağırlık diye bir şey yoktur. Sevgi ve diğer duygular insanların manipüle olunması için kullanılan ve onların farkındalığını diğer yönlere çekmek için daha çok ilgilidir. Bu yüzden televizyonda sadece çoğu zaman bu konulara dayalı seriler yayımlanıyor.
1000Kitap
Reklam
Ağırlık gerçek miydi ?
evet, hisler gerçektir ve ruhumuzdadır. Ama ruhumuzla hislerimiz arasındakı bağı anlamamız gerçekliğe ve varoluşa değil, kendi fiziyolojimizin şuuru ile ilgili olup yönlendirile bilindiyi için uydurma diyorum. Yoksa sadece tek bir bağ olurdu ve insanlar duyguları farklı şekilde ruhları,düşünceleriyle bağlı yapmak yerine her kesde aynı şekilde bağ olurdu ama farklı yaşarlardı.Ağırlık derken acıyı,eziyeti kast ediyorsanız evet onlar gerçek çünkü duygudur,düşdür. Ama duygularımızla kurduğumuz ilişki ve uygulamalarımız,bununla ilgili konuşmalarımız onların etkisi altında(köle gibi) kendimize bağlı olmadan yaptıklarımız. Bu bana göre uydurma. Yalan olduğunu söylemiyorum. Sadece bu ruh ve duygu arasındakı ilişkiyi tanımlayan düşünce bicimimizin dünya ve etrafın etkisi altında özgünlüğü olmadığı için bana göre böyle...
1000Kitap
varolmanın ağırlığı?.
her canlının ruhu vardır. Ruhumuz farketmeyi sağlamıyor. İnsan sadece bağlılık kuruyor. Diğer insanlarla,canlılarla olan en önemli bağ ruhumuzken diğer her gereksiz alakaları kendilerine göre tasarlar ve kullanırlar. Sıkılınca,kullanamayınca da kendileride farkında olmadıkları bu şeyi anlayamaz ve bununla ilgili olan kurdukları sistemde olanları suclarlar. Varolduğumuzu hissedebiliyor muyuz ki? Onun ağırlığını da farkedelim.
1000Kitap
İnsanları robotlaştırmak için ruhlarını yönlendiriyorlardı..
Bu kadar farklı insanlar olmasına rağmen aynı eğitim sistemin uygulanması,daha sonra bu aynı sistemde farklı derslerin hepsinde başarılı olmasının beklenilmesi ve buna rağmen sadece tek bir meslek seçme hakkının olması. Bu sadece insan gelişimini ve kapasitesini kısıtlamak ve zamanını kaybetmesini sağlamaktır. Farkettiyseniz bir üni bitirdikten sonra artık insanlar içlerinde olan diğer merak alanları için çabalamaktan vazgeçiyorlar,çünkü artık yaşının çok olmasından ve çok zaman kaybetmesinden ve birde aynı sistemle yine uğraşmaktan korkuyor.Bu bakış açısıyla insanlar üni döneminden sonra kendilerini geliştirmekte bunun için çabalamakta genel olarak zorluk çekiyorlar.Sistemin maksadı da zaten akıllı,gelişmiş insan inşa etmek veya ona yardımcı olmak değil,kendi yararına kullana bileceği köle yetiştiriyor ve biz kölelerde onlar için çalışırken kendimizi kısıtladığımızı ve neden yaptığımızı sorgulamıyoruz bile. Çünkü bu sisteme aile,topluluk,okul,üni her şey dahildir.İnsan böyle durumda farkına varabilir mi?Farkına varıyorsa da bu onların sende oluşturmak istediği farkındalıktır ki,bu senin için zayıflık olur ve toplu şekilde diğer insanlarla senin zayıflığına göre yönlendirirler....
İnsan
İnsan her zaman kendisini kısıtlamak zorunda bırakılır..
İnsanlar yaş aldıkca dünyanın ve çevrenin taleplerini karşılamak için duraksıyor ve artık kendilerini geliştirmenin ,yeni bilgiler öğrenmenin,yeniliğin ve diğer merak alanlarına zamanlarını harcamaya korkarlar.Evlilik+çocuk+çocuğu yetiştirmek gibi şeylerin yüküyle sanki bunlara rağmen hiç bir şey yapamazlarmış gibi düşüncelerde olanlar var.Baktığımızda yaratılmış sistem böyle. İnsanların bir çok şeye merakı olmasına rağmen bu merakı giderme şansları olmuyor.Çünkü bir tek meslek seçme hakkımız var ve okuduktan sonra ikinci merak duyduğu diğer şey içinde çalışmak ve okumaya vaktinin yetmeyeceği korkusuna düşüyor. Peki hayatı ne zaman yaşayacağım sorusu geliyor akıllarına.Ve zorunlu şekilde öğrenmek,meraklarını gidermek yerine para kazanmayı seçiyorlar.Çünkü yaş arttıkça kendi ihtiyaçlarını karşılamamalılar. Ama baktığımızda bir insan okuldaki tüm bilgileri yalnız 11-12 sene okumakla tamamlayabilir diye bir şey yok,belki birisi 6 yılda tüm müfredatı bitiriyor,11 yılda 11 tane dil öğrenme kapasitesine sahip insanlar 11-12 yıl boyunca bir tane dili bile öğrenemiyor.Çünkü maksat öğretmek veya geliştirmek değil,maksat sisteme nasıl kar yapması.....konuyu çok uzattım galiba
İnsan ve Toplum
Reklam