Romanlarından birinde Alexander Dumas, Venedik'te korkunç bir idamı anlatır. Üç mahkûm , vahşi işkenceler görmüştür. Sonunda ölüme hazır bir şekilde sessizce kendilerini bekleyen darağaçlarına doğru yürürler. Ruhları çoktan ölmüştür zaten... Birdenbire bir haberci görünür. Mahkûmlardan birinin affedildiğini bildiren bir kâğıt getirmiştir. Diğer iki mahkûm müthiş bir öfkeye kapılır. İçlerinden birinin kurtulması onlar için ölümden de beterdir. Romandaki bu pasaj, büyük bir psikolojik gerçeği anlatmaktadır. Burada da her tahliye haberi, dinleyenlerin sinir krizi geçirmesine sebep olur. Alışkın olmalarına rağmen tutuklulara ve mahkûmlara indirilen büyük bir darbedir bu. Tahliye edilenin komşuları, özgürlüğün bu kadar yanlarından geçtiğini görünce, haksızlığın verdiği bir kızgınlıkla dolup taşarlar.
Ziyaretçi odasına çağrılma da aynı tepkiyi yaratır. Arkadaşları, sevdikleri tarafından tarafından ziyaret edildiğinde, terk edilmiş olanlar korkulu bir kıskançlığa kapılır. Birbirlerinden nefret eden iki hücre arkadaşıyla tanışmıştım. Birisi sevgilisi tarafından polise ihbar edilmişti. Diğeri ise karısından her gün sevgi dolu mektuplar alıyordu!