Kadından ayrılmıştım. Ayaklarım beni yine ölüye doğru götürüyordu. Ölünün başı büsbütün kalabalıklaşmıştı. Polisler de halkın arasına karışmış, geziniyorlardı. Bir lahza, ölünün de yanımızda olduğunu düşündüm. Hepimiz sırtımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk? Bir zaman için kendi ölüsünü görebilecek, seyredebilecek yaradılışda olsaydı da bu ölü kalkıp ölüsüne baksaydı herkes gibi biraz sararacak ve etrafındakilere:
-Bugün yemek yiyemeyeceğim, diyecekti.
Yabancı eleştirmenlerin kaleme aldıkları saçma kitaplardan da bildiğimiz üzere, yabancı edebiyatı kavramak neredeyse imkansızdır; buna karşın son derece cahil kimseler yabancı -hatta ölü- dillerde yazılmış şiirlerden büyük keyif aldıklarını ileri sürer. Aldıkları keyif olsa olsa yazarın niyetiyle hiç örtüşmeyen bir şeyden, hatta kendisine atfedildiğini bilse mezarında ters döneceği bir şeyden ileri gelir. Kendi kendime "Vixi puellis nuper idoneus"* sözünü mırıldanırım ve "idoneus" kelimesinin güzelliğini duymak için bunu beş dakika boyunca art arda tekrarlarım. Gelgelelim aradaki zamansal-kültürel uçurumu, kırık dökük Latincemi ve doğru Latince telaffuzun bile bilinmediğini göz önüne alacak olursak, sevdiğim etkinin Horatius'un elde etmeye çalıştığı etkiyle örtüşmesi mümkün müdür? Bir resmin güzelliği karşısında, ressamın fırçasından çıktıktan 200 sene sonra o resmin üzerine yanlışlıkla sıçrayan boyalar yüzünden büyülenmemden farksızdır bu.
*Horatius'un odlarından birinin ilk dizesi: "Şimdiye kadar kızlarla iç içe yaşadım."
Madde 136: Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve
bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.