Adı:
İçerdekiler
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755399706
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Men in Prison
Çeviri:
Gülen Aktaş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Devrimci bir asiydi Victor Serge. Elli yedi yıllık hayatının on yıldan fazlasını hapishanelerde geçirdi. İçerdekiler romanında, Rusya'ya sürülmeden önce, 1912'den 1917'ye kadar Fransız hapishanelerinde anarşist politik bir mahkûm olarak yattığı beş yılı anlatıyor. İçerdekiler abartısız ama canlı ve gerçekçi anlatımıyla rahatsız edici bir roman. Belki içinde yaşadığımız fakat farkında olmadığımız hapishanelerde, cezaevi yönetimi, gardiyanlar ve aşağılık suç(lu)larla birlikte hapishaneye dair, abartıdan uzak, buz gibi bir gerçekliğe götürüyor okuyucuyu Victor Serge... Yaşanan her şey gerçek, biliyoruz, deneyimlediğimizden ya da yazar bize böyle söylediği için değil bu bilme hali. Biliyoruz ki bu kitap yalnızca içerde olanlarla değil, -hatta belki daha fazla- "dışarda"kilerle de ilgili. Tüm suçları, acımasızlıkları ve körlükleriyle, topluma; seven ve unutan, inkar eden, aç bırakan, yüz çeviren, karanlık hücrelerde bir insan sesine, nefesine hasret bırakan bu karanlık sistemin her bir parçasına dair, edebi değerinin yanında oldukça da politik bir farkına varış... Sadece sistemin insanlardan daha kötü olabileceğini bilen, hayatla, yasaklarla yoksunlaşan ruh ve bedenlerden yükselen bir ses duyacaksınız: Yürüyün mahkûmlar, yürüyün! Bir, iki, bir, iki. Bu yürüyüşün sonu yok. Zamanın sonu yok. İşlenecek suçun sonu yok. Sefaletin sonu yok. Domuzların yönetiminin sonu yok.
272 syf.
·Puan vermedi
Sonu gelmez yoklamalar ve hep ayni cevap; burdayım.Mahkum sessizliği hayal eder.Hücre bir saatten sonra ölüm sessizliğine bürünür ama mahkum hep sessizliği hayal eder.Özgür olmayan insan sessizliği duyamaz.Siyasi bir mahkumun zaferi sessiz kalmasıdır.Uzun sorgular boyunca sessiz kalabildiyse hücresine götürüldüğü anda uyumaya başlar, zaferden sonra dinlenmeli.
Gardiyanların bakışları altında yalnızlıklarından bir an bile kurtulamazlar.
Normal insanlarda görülmeyen bazı rahatsızlıklar mahkumlarda görülür.
Kedi hastalığı : Özgürce dolaşan ve mahkumlardan daha güzel şeyler yiyen kediye kin olarak kendini gösterir,tedavisi yok.
Renk hastaligi: Mahkumun gördüğü renkler sınırlıdır,beyaz,gri,kahverengi ve tabiki siyah.Yeşil,mavi hele hele sarı ve kırmızı renkleri görmek büyük coşkulara neden olur,hayaller kurulyr,halisinasyonlar görülür,yeşil,çayırları akla getirir,çayırlar tasasızca uzanmayı,uzanmak maviyi akla getirir,mavi gökyüzünü,gökyüzü güneşin doğuşundaki sarıyı ve batışındaki kırmızıyı getirir akla ve yüksek sesle bu düzenin anasına avradına küfür etmekle hastalık doruk noktasına ulaşılır. Tedavisi geçicidir,on günlük hücre cezası.
Ceza üstune ceza çekilir, kurallara hapisteyken de uymazsan korkunç hücreler ne güne duruyor.Cezanın her türlüsü çekilir. Bu bir delilik,bir insan hücrede delirmemişse bu insandan faydalanmak gerekir,sağlam bir karakter,akıl ve müthiş bir sabır ister. Bana sorulsa milletvekillerini hücreden sapa sağlam çıkmış suçlulardan seçerdim. Burada durun ve şükredin,benim seçmeme izin verilmiyor diye. Devam ediyoruz.
Hapiste de mahkumlar zorla çalıştırılır, çalışmaya başlayan mahkum ilk maaşını almaz,hapiste öldüğü takdirde masrafların karşılanması için kenara atılır.Mahkum ilk vergisini tabutu için ayırır yani.
En kötüsü ama belkide en kötüsü,yani demek istediğim kötünün en kötüsü,her neyse en kötüsü işte,geride bırakılanlara yazılan mektuplarda kendini gösterir.Mektuplarda fikir olmamalıdır çünkü,örneğin ilkokula giden çocuğunuza öğüt veremezsiniz,sadece kişisel meseleleri yazabilirsiniz,fikir yasaktır,abime ulaşın bu ayki kirayı ödesin,ziyaretime gelirken şu kadar para getirin vb,gibi şeyler ,hal hatır sormalar serbest diğer her şey yasak.Fikrini söyleyememek -ki fikirler genelde sadece en yakınlarına söylenir - bunları söyleyememek zordur işte. Ve en zor alışılan aslında alışılamayan tek kural işte budur.Yıllarca yıkanmayan tabaklardan iğrenç yemekler yemeye alışır insan, bahçede tükürük içindeki yollarda hızlı hızlı gidip gelmelere alışır,hücredeki karanlığa,konuşma yasaklarına,her şeye ama her şeye alışır fakat fikirlerini en yakınlarına iletememeye alışamaz. O yüzden en iyisi düşünmemektir. Hayır,hapiste düşünmezsen çıkar yol bulamazsın ve cezan bitmeden ölüp gidersin. Fikirsizlik insanı her yerde öldürür,hapiste sahiden öldürür,dışarıda, sözde özgürken, her gün yavaş yavaş öldürür. Fikirsiz insan öldüğünü bile anlayamaz,hep yaşayacak sanır.Yine duralım ve bir mahkum gibi yere tükürelim ,şu düzenin içine tükürelim.Bu duraklamayı bir saygı duruşu olarak kabul eden tüm düşünen mahkumları selamlıyorum.Devam edebiliriz.
Aslında hiç de devam edebiliriz değil,devam filan etmiyorum bu kadar.
272 syf.
·Beğendi·7/10
Bir mahkumun gözünden hapishane koşullarının ne kadar korkunç olabileceğinin en büyük kanıtı bu kitaptır herhalde. Üstelik hala da benzer koşullarda ve yöntemlerde insanların mahkum edildiği düşünülürse...
272 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Etkisinden kurtulunmayan, Victor Serge'in bu İçerdekiler kitabına inceleme eklemek doğrultusunda, buraya, kitabın başındaki giriş ve önsöz başlıklı metinlerinden alıntılar yazıyorum:
-Serge de çok iyi yazabiliyordu! Nüanslar, tesadüfler ve çeşitli bireylerin oluşturulmasında ''sosyal gerçekcilik'' yoktu. Burada karşılaştığımız mahkûmlar ne kötü canavarlar olarak şeytanlaştırılıyor ne de soylu ezilmişler olarak romantikleştiriliyor.
-İçerdekiler aynı zamanda mahkumların kısıtlamalara ve kurallara karşı koymak için buldukları yaratıcı küçük çözümleri anlatan birkaç harika öykü de sunuyor.
-Giyotin ne kadar korkunç olursa olsun içerdeki birçoklarının müebbet hapis cezasını ''ölümden daha kötü'' bulduklarını yazıyor Serge.
-İçerdekiler, insanların insancıllıklarını unutturmak üzere tasarlanmış ''hapishanenin nasıl hayatları yavaş yavaş öğüten bir makine'' olduğunu gösterir.
-...yazar bizi başka bir zaman ve yere,. PARMAKLIKLARIN ARKASINDAKİ KÜLTÜRE VE GERÇEKLERE götürüyor ama bunu , bugün için de hâlâ ne denli geçerli olduğunu gösterecek bir biçimde yapıyor.
-1930'da tamamlanan bu kitap Serge'in Fransız cezaevindeki tecrübesine dayanmaktadır.
-Eleştirmenler Serge'in klasik hapishane romanını Dostoyevski'nin Ölü Evinden Hatıralar, Koestler'in Ölüm Hücresi, Genet'in Gülün Mucizesi ve Solzhenitsyn'in Ivan Denisoviç'in Bir Günü adlı kitaplarıyla karşılaştırmışlardır.
-[Bu kitap] insanın en barbarca deneyimini anlatan derin ve zarif bir bilinç akışı. One Day In The Life Of Ivan Denisovich'de bile hapishanenin insan ruhu ve vücuduna yaptıkları ile ilgili böylesine insanın içine işleyen ve rahatsız eden bir anlatım yok (John Riley, Los Angeles Times, 14 Aralık 1968).
-Yazarı tarafından çok uygun bir biçimde roman olarak tanımlanan ve hakikatin sanat olarak işlendiği bu kitap hem bir belge hem de güçlü bir edebi eser olarak kuvvetle önerilir. (Robert Garioch, Listener, 24 Ağustos 1970).
272 syf.
·9/10
Okuru icine ceken ve rahatlikla bir mahkumla empati kurabilmesini saglayan bir eser. Suc, masumiyet, otorite ve anarsi uzerine iddiali fikirler barindiran ,suya sabuna dokunmadan degil, rahatsiz ederek yazilmis bir eser...
272 syf.
·Beğendi·8/10
Bitirdik
.içerdekiler parmaklıkların arkasını olduğu gibi anlatıyor,abartmadan ,acındırma yapmadan ,suçlarını inkar etmeden ,masum rolü oynamadan ,Victor Serge nin 1912-17 yılları arasında Fransa da hapishanede geçirdiği 5 yılı anlatıyor ama asla biyoğrafi değil ,geleneksel anlamda bit " olay " ya da kahraman yok ,tutuklanmayla başlayıp serbest bırakılması geçen süre ,bir anlatıcı ile bir macera vs kitabı gibi anlatmaktan çok içerdekilerin hissettikleri ,yaşayışları ,hapishane düzeni ,bir edebiyat yeteneği ile ifade ediliyor .
Örnek
- hapse girmiş bir Ada'm diğerlerinden dış görünüşünde bile farklı olur ,kişi bedeninin bir parçası koparılmış gibi çıplak hisseder kendini ,bir saat önce havsalasına bile sığmayacak olan bir güçsüzlüğün doruğundadır artık.
- isimsiz mahkumun eşyalarına,şişman ,kıllı ,pis kaba elleri ,bu terk edilmiş eşyaları mendillerle ,küçük bohçalar yapmaya alışmış ,anonim gardiyan elleri el koyar ,bundan sonra onlar 30 numaranın bohçasıdır.
- bilinmeyene doğru yapılan bir yolculukta geceye doğru atılan bir adım gibi ,beklenmeyen tehlikelerle dolu acımasız bir gecenin içinde yürüyüş uzun olacak ,o kadar uzun ki ne kadar süreceğini ölçecek hiçbir şey yok,yolda düşüp kalmak ,kurşuni bir göğün altında ,aysız bir gecede yapayalnız,karanlık bir göle batmak gibi olur,hiç kimse bağırışlarınızı duymaz,.
Bir yığın suçlu ( katil ,çocuk tacizcisi papaz,hilekar maliyeci ,dolandırıcı vs ) bir mazur gösterme filan olmadan mahkumların iç dünyasının anlatıldığı bir kitap ,tavsiye ederim
Hiçbir şey, uzun süredir arzulanan bir durumun gerçekleşmesi kadar hayal kırıcı değildir.
Victor Serge
Sayfa 263 - Ayrıntı
Yaşlı Vincent, ölmek üzere olduğu için ziyaretçileri arttı. Anlaşılan, bir insan ölmekteyken daha ilginç oluyor. Şmdiye dek cezalandırmaktan öte ona hiçbir ilgi gösterilmemişti. On yıla mahkum edilmiş 5231 Numara'dan başka hiçbir şey olmamıştı. Ama şimdi, ölürken, tekrar insanlığını kazanmıştı.
Victor Serge
Sayfa 226 - Ayrıntı
Etrafımdaki üç adam, benden başka kimsenin görmediği bir hapishanenin duvarlarını andırıyorlar.
Victor Serge
Sayfa 44 - Ayrıntı
Yaşamak,yasaktır!..
Ama insanları yaşamaktan alıkoymanın bir yolu var mı? ...
Victor Serge
Sayfa 86 - Ayrıntı Yayınevi
İçerdekiler,insanların insancıklarını unutturmak üzere tasarlanmış"hapishanenin nasıl hayatları yavaş yavaş öğüten bir makine "olduğunu gösterir.
Victor Serge
Sayfa 11 - Ayrıntı yayınevi
Hapishane disiplini, açlık üzerinden temellenir. Cezanın ağırlığıyla işlenen suçun hafifliği arasındaki oran, akıllara sığmaz bir şeydir.
Victor Serge
Sayfa 205 - Ayrıntı
Eğer hapishane bahçesindeki soğuktan donmuş o üç ağaç bize kışın bir parkı hatırlatabilirse mutlu oluruz.
Victor Serge
Sayfa 193 - Ayrıntı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İçerdekiler
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755399706
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Men in Prison
Çeviri:
Gülen Aktaş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Devrimci bir asiydi Victor Serge. Elli yedi yıllık hayatının on yıldan fazlasını hapishanelerde geçirdi. İçerdekiler romanında, Rusya'ya sürülmeden önce, 1912'den 1917'ye kadar Fransız hapishanelerinde anarşist politik bir mahkûm olarak yattığı beş yılı anlatıyor. İçerdekiler abartısız ama canlı ve gerçekçi anlatımıyla rahatsız edici bir roman. Belki içinde yaşadığımız fakat farkında olmadığımız hapishanelerde, cezaevi yönetimi, gardiyanlar ve aşağılık suç(lu)larla birlikte hapishaneye dair, abartıdan uzak, buz gibi bir gerçekliğe götürüyor okuyucuyu Victor Serge... Yaşanan her şey gerçek, biliyoruz, deneyimlediğimizden ya da yazar bize böyle söylediği için değil bu bilme hali. Biliyoruz ki bu kitap yalnızca içerde olanlarla değil, -hatta belki daha fazla- "dışarda"kilerle de ilgili. Tüm suçları, acımasızlıkları ve körlükleriyle, topluma; seven ve unutan, inkar eden, aç bırakan, yüz çeviren, karanlık hücrelerde bir insan sesine, nefesine hasret bırakan bu karanlık sistemin her bir parçasına dair, edebi değerinin yanında oldukça da politik bir farkına varış... Sadece sistemin insanlardan daha kötü olabileceğini bilen, hayatla, yasaklarla yoksunlaşan ruh ve bedenlerden yükselen bir ses duyacaksınız: Yürüyün mahkûmlar, yürüyün! Bir, iki, bir, iki. Bu yürüyüşün sonu yok. Zamanın sonu yok. İşlenecek suçun sonu yok. Sefaletin sonu yok. Domuzların yönetiminin sonu yok.

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Masal
  • Savaş symz
  • Fırat Özbey
  • Deep Down
  • Baran Şen
  • Mert Mamak
  • Black Garden
  • Barış Ateş
  • Nurullah Ulu
  • Ümit güder

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.9 (3)
9
%28.6 (2)
8
%14.3 (1)
7
%14.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0