Bugün bir inşaat ustası bir ay boyunca alnından ter akıtarak çalışır. Aldığı maaştan evinin kirasını, faturalarını, yakıt ihtiya-cını, yol parasını çıkardığınız zaman ancak karnını doyuracak kadar para ya kalır ya kalmaz. Bu kadar emek karşılığında aslın-da eline tek geçen karnının tokluğudur. Bir de eski zamanda bir köle düşünelim; efendisinin sarayında yaşıyor, karnı aç kalmıyor, saraydan bir odada yaşıyor ve efendisine her gün hizmet ediyor. Fatura yok, kira yok, ev eşyası ve araba derdi yok... Bu adam köle, ilki hür öyle mi?
Sayfa 271
Alıntı
"Seni burada öldürsem kimse görmez," dedi. "Kafana sıksam bu inşaat gürültüsünde kimse duymaz. Molozlarla beraber de atarız cesedini otoparkın oradan. Yükleriz bir hafriyat kamyonuna, toz olur gidersin. Dünyadan bir Patpat eksilir, kimsenin de ruhu duymaz. Dünyanın da bunu umursayacağını zannetmiyorum. Dünyadan bir Fethiye Çınar eksildi de ne oldu, hiçbir şey değişmedi, yer yerinden oynamadı. En ufak bir ruh sarsıntısı bile olmadı, katil de pişman değil. E, neden işlendi o zaman bu cinayet? Ne öğrendik? Hiçbir şey. O zaman kapatalım bu dosyayı, hatta bu yeniden açılan Emniyet binasını da kapatalım, çekip gidelim evimize. Boşuna yaşıyoruz lan biz, boşuna uğraşıyoruz."
Sayfa 23
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
israil benzin girişini engellediğinde gazzeliler eski arabalarını yemeklik yağla çalıştırıyorlar; tüp girişini engellediğinde yağ teneklerini fırına ve ocağa çeviriyorlar; inşaat malzemesi yasağına karşı bina molozlarını değerlendirip yeniden inşaat malzemesine dönüştürüyorlardı.
1920’lerin İstanbul’unda nüfus hâlâ karışıktı. Bulgar sütçü, Karamanlı Rum bakkal, Arnavut bostancı, Eğinli kasap, Karadenizli manav, Balat ve Hasköy’ün fakir tenekecisi, Rum meyhanecisi, İtalyan inşaat ustası ve Ermeni kuyumcu dışında bürokraside ve ticari hayatın her alanında aynı renkli nüfus görülüyordu.
Sayfa 192·Kitabı okuyor
Alıntı
Yorgun argın eve döndüğü bir yaz akşamı, yemekte babasına inşaat işçiliğinin çok zor olduğunu, bu işi sürdüremeyeceğini belirtti. — Tabii zordur. Ben seni hayatın zorluklarını gör, diye orada çalıştırdım. Peki, şimdi ne yapmak istiyorsun oğlum? diye sordu babası. Bir an sustu çocuk, çiçekli masa örtüsünün çiçeklerinde bir süre sağ elinin işaret parmağını gezdirdi, sonra konuştu: — Kuran kursuna gitmek istiyorum baba!
— Peki oğlum. O zaman sana bir iş bulalım, çalış! dedi durumu sakin karşılayan baba. Çocuğa bir inşaatta iş bulundu. Kuran kursunu sevmiyorsan, al sana inşaat işçiliği oğlum! Babanın oğluna ders vermesi sürüyordu. İnşaat işçisi olarak çalışmaya başladı Kuran kursunu sevmeyen çocuk.