İyi Pazarlar
Bugün de erkenden uyandım Kimse beni beklemiyordu Yine de perdeleri açtım Belki sabahın bana söyleyeceği başka bir şey vardır diye Meğer güneş Herkesin evine aynı sıcaklıkla uğruyor İnsanların içine değilmiş Çayı iki bardaklık demledim Bu alışkanlığı ne zaman edindim Hatırlamıyorum İkinci bardağın buharı Bir süre karşımdaki sandalyeye baktı Sonra yavaşça dağıldı Ben de dağılan şeylerin Arkasından konuşmamayı öğrendim Eskiden pazar günleri Bir ses beni evden çıkarırdı Şimdi ayakkabılarımı ben çağırıyorum Onlar da uzun zamandır Kapının önüne kadar gelip Geri dönüyorlar Bazen camı açıyorum Karşı apartmandan kahkahalar geliyor Bir tabak sesi Bir çocuğun koşuşu Bir annenin telaşı Ben hiçbirine imrenmiyorum
İllüzyon çağında kuklacılık ve kuklalar...
Bir düşünürün söyle bir sözü kalmış hatırımda, mealen diyordu ki:"...eski zamanlarda kuklacı da kukla da, kuklanın ipi de görünürdü seyirciye...", peki ya şimdi, kukla ortada ipi de görünmüyor kuklacı da...hatta kukla kendini öylesine kaptırmış ki, kukla olduğunu unutmuş giydirme şahsiyet kazanmış gibi...seyreden ise hiç birinin farkında değil !... Bu tespit ile giriş yaptık mevzuya, tam olarak içinde yaşadığımız "illüzyon çağının" ve modern insanın varoluşsal trajedisinin kalbine dokunuyoruz bu yazıda. Bahse konu sözün ruhundan ilham alarak, bu derin fikri ve ardındaki manzarayı şu şekilde devam ettirelim: Görünmez İplerin Çağı: Şahsiyet Sanrısı Eski zamanlarda seyirci, izlediği şeyin bir kurmaca olduğunu bilirdi. Kuklacı perdenin arkasındaydı, ipler bazen ışıkta parlardı; sahne ile hakikat arasında estetik bir mesafe vardı. Seyirci oyunu izler, hissesini alır ve evine dönerdi. Kukla da kukla olduğunu bilirdi, çünkü varlığı ancak o görünür iplerin gerilmesiyle can bulurdu. Ya şimdi? İpler o kadar inceldi, o kadar şeffaflaştı ki; artık onları görmek için göz değil, çok derin bir basiret ve şuur gerekiyor. Kuklacı sahnede değil, kuliste değil; bizzat kuklanın zihninin iç çeperlerine gizlenmiş durumda. Algoritmalarla, dayatılan modern paradigmalarla, konfor alanlarıyla ve sahte başarı illüzyonlarıyla örülmüş bu görünmez ipler, kuklaya yukarıdan aşağıya değil; içeriden dışarıya doğru hareket yaptırıyor. Kuklanın Trajedisi: "Giydirme Şahsiyet" En tehlikeli esaret, esir olduğunu bilmeyenlerin esaretidir. Bugünün insanı (modern kukla), kendisine sunulan hazır şablonları, düşünce kalıplarını, beğenileri ve hatta isyanları bile kendi hür iradesiyle seçtiğini zannediyor. Üzerine geçirilen kimliği, o "giydirme şahsiyeti" o kadar çok benimsiyor ki; aynaya baktığında bir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir insan seni kaybetmekten korkmuyorsa, belki de sen hiç önceliği olmamışsındır.
“Bir insan, şans eseri sahip olduğu şeylerle değil, kendi emeğiyle başardığı şeylerle övünmelidir.”
İnsan düşüncelerinden kurtulamadıkça ilerleyemiyor. İlerlemek koşmak değilmiş, beklemekmiş . Kalbin sindiremediği şeyler yürümene engel olur.
Hayata dair
Kutsal olan değerler vardır sevgi gibi Biz bu değerlere sahip çıkamadık Hakkıyla yaptığımız hiçbir şey yok Hep işin kolayına kaçtık Oysa bir şeyi kutsallaştırmanın tek yolu emek vermektir bizde bunu başaramadık İnsanlık bu yüzden kaybetti Belkide bu yüzden herkes öfkeli Ve bu yüzden bizi hiçbir şey tatmin etmiyor Biraz kendini sorgulamalı insan Ben ne yapıyorum diye Yada neyi yapamıyorum diye