İnsan hep hayalleriyle yaşar. Ben de bana ikimizi anlatacağın günün hayaliyle yaşıyorum ve hayaller bir gün gerçek olur, ben buna inanıyorum.
"Belki de hayatın trajedisi ölüm değildir. İnsan bazen yaşarken de kendisinden geriye hiçbir şey bırakmayabilir."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İmtihanlar karşısında insan
İnsanların pek çoğu, başlarına gelen musibetler hususunda Allah'ın istediği tavrı göstermiyorlar. Oysa Kur'an'ın pek çok ayetinde imtihanlar karşısında, gereken tavrı göstermemenin kötü bir durum olduğunu okuruz. Bazıları vardır ki imtihan karşısında bir türlü gereken tepkiyi verip ondan yararlanamaz: "Hiç değilse bu zorluk ve musibetler başlarına geldiğinde boyun büküp yalvarmaları gerekmez miydi? Fakat tam aksine kalpleri iyice katılaştı. Şeytan da onlara yapmakta oldukları günahları süsleyip püsledi." (Enam, 43); "Gerçek şu ki biz, onları, azap ile kıskıvrak yakaladık. Buna rağmen Onlar yine de Rablerine boyun eğmediler." (Müminûn, 76);"Onlar her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar." (Tevbe, 126) Bazıları da vardır ki bir imtihanla yüzleştiğinde hemen ümitsizliğe düşer: "İnsan, nefsi hesabına iyi ve güzel şeyler istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise ümidini büsbütün kaybeder." (Fussilet,49); "Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizliğe düşüverirler." (Rûm,36) "Başına bir kötülük geldiğinde ise derin bir ümitsizliğe düşer." (İsrâ, 83) Bazıları ise bir musibetle sınandığında daha da nankörleşir: "Fakat kendi elleriyle işlediği günahlar yüzünden başına bir kötülük gelince insan, gerçekten tam bir nankör kesilir." (Şura, 48) "Ama biz; o dirilmiş araziye kavurucu bir rüzgâr göndersek de onlar, o yemyeşil bitkileri sararıp solmuş görseler, ardından yine nankörlük etmeye başlarlar." (Rûm, 51)
Sayfa 248
"İstanbulda yaşamak nasıl bir his biliyor musun? Hayatımın bir kısmını otogarlarda ve havaalanlarında uyuyarak geçirdim, kalcak bir yererim olmadığı için...Başka şehirlerden gelen insanlar yol kenarlarında dilenen çocuklara üzülerek bakarlar önce, ikinci kez gördüklerinde de üzülürler, üçüncüde onu orada görmeye alışmışlardır. O çocuk o yolun bir parçası olmuştur artık; dördüncüde ise onu görmezler bile, üstüne badıp geçtikleri bir yol olur o. İnsanlar alışır, her şeye alışır ve her şeyi görmezden gelir. Üzülmüzler demiyorum; öfkelenmezler, demiyorum ama herkes ilk önce 'Bu benim hatam değil' diyerek kenara çekilir, sonra 'Bunu ben düzeltemem' der, ardından 'Dünyayı ben kurtaramam'der. Süper kahramanlar filimlerde hep çok güçlü gösterilir çünkü insanlığı kurtarmak için çok güçlü olunması gerekir ama bu nasıl büyük bir yanılgı... İnsanlığı kurtarmak için insan olunması gerekir sadece."
Sayfa 139·Kitabı okuyor
"Nasıl sevilmek isterse öyle sever insan."
Alıntı
Tanrı Efe’ye “Ormanımı insanla doldurmak için çocuk yap” dedi. “Mutlu olmaları için onlara her şeyi vereceğim. Asla çalışmak zorunda kalmayacaklar. Dünyanın efendileri olacaklar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Onlara yasakladığım sadece tek bir şey var. Şimdi iyi dinle, sözlerimi çocuklarına ver ve onlara bu emirleri her yeni nesle aktarmalarını söyle. Tahu ağacı kesinlikle insana yasaktır. Asla herhangi bir nedenle bu kanunu çiğnememelisin." Efe bu komutlara itaat etti. O ve çocukları asla o ağacın yakınına gitmedi. Birçok yıl geçti. Sonra Tanrı Efe’ye konuştu, “Yukarı cennete gel. Yardımına ihtiyacım var!” Böylece Efe yukarıya, gökyüzüne gitti. O gittikten sonra, atalar çok çok uzun bir süre boyunca onun kanunlarına ve öğretilerine göre yaşadılar. Sonra çok korkunç bir günde bir hamile kadın kocasına şöyle dedi: “Hayatım, tahu ağacının meyvesini yemek istiyorum.” Kocası “Bunun yanlış olduğunu biliyorsun" dedi. Kadın “Neden?” diye sordu. Adam "Kanuna aykırı” diye cevapladı. Kadın “Bu aptal eski bir kanun. Kime daha çok önem veriyorsun? Bana mı yoksa aptal eski bir kanuna mı?” dedi. Tartıştılar ve tartıştılar. Sonunda adam pes etti. Derin, çok derin ormana gizlice sokulduğunda kalbi korkuyla attı. Yakına ve daha yakma geldi. İşte oradaydı, Tanrının yasak ağacı. Bu günahkar bir tahu meyvesi kopardı. Onu soydu. Kabukları bir yaprak yığını altına gizledi. Sonra kampa geri döndü ve meyveyi karısına verdi. Karısı tadına baktı. Kocasına da tadına bak diye ısrar etti. Adam bunu yaptı. Tüm diğer pigmeler de bir ısırık aldılar. Herkes yasak meyveyi yemişti ve herkes Tanrının asla bunu öğrenemeyeceğini düşünmüştü. Bu sırada ay meleği yüksekten seyretmişti. Sahibine aceleyle bir mesaj taşıdı: “İnsanlar tahu ağacının meyvesini yemiş!” Tanrı çileden çıkmıştı. “Emirlerime karşı
Alıntı