Siyasal İletişimde Şeffaflık, Güç ve Liderlik Tipolojileri: Kurumsal Diplomasiden Popülizmin Tarihsel Sınırlarına ​Yirmi birinci yüzyılın siyasi manzarası, yerleşik kurumsal yapıların çözüldüğü ve liderlik figürlerinin kitlelerle kurduğu doğrudan bağın, geleneksel diplomasi kanallarını kökten dönüştürdüğü bir evreye işaret etmektedir. Bu dönüşümün en somut tezahürleri, uluslararası ilişkilerin arka odalarında yürütülen kayıt dışı iletişim pratiklerinde ve bu pratiklerin kamuoyu önünde yarattığı şeffaflık krizlerinde kendisini göstermektedir. Avrupa Birliği bünyesinde filizlenen son ombudsman incelemesi, modern devlet aygıtının şeffaflık ilkeleri ile jeopolitik stratejiler arasında sıkışıp kalan doğasını anlamak adına bir nirengi noktası sunmaktadır. Avrupalı liderlerin kendi aralarında ve sınır ötesi aktörlerle kurduğu iddia edilen gayriresmî dijital ağlar, sadece bürokratik bir ihlal tartışması değil, aynı zamanda çağdaş güç odaklarının karar alma mekanizmalarındaki yapısal kaymaları da gözler önüne sermektedir. ​Avrupa Komisyonu bünyesinde şeffaflık kurallarının ihlal edilip edilmediğine odaklanan bu tür idari incelemeler, esasen gücün dijitalleşen doğasıyla ilgilidir. Bilgi edinme hakkının, devletlerin üçüncü ülkelerle yürüttüğü hassas dengeler gerekçe gösterilerek sınırlandırılması, modern demokrasilerin en büyük paradokslarından birini doğurmaktadır: Kamu adına hareket eden kurumlar, kamunun denetiminden ne ölçüde muaf tutulabilir? Geçmişte ilaç tedariki süreçlerinde yaşanan benzer nitelikteki kısa mesaj krizleri de dikkate alındığında, kurumsallığın yerini anlık yazışma pratiklerine bırakması, uluslararası ilişkilerde kalıcı bellek oluşturma geleneğine indirilen bir darbe olarak yorumlanabilir. Siyasetin bu şekilde kurumsal ve arşivlenebilir zeminden koparak
1000Kitap
Önce kıyam sonra tevekkül gelir Her şeyin değişebileceğini sananlardanız Bekleyenlerden, Umanlardan.” Yürümek Sevgi Soysal Hiç bir şeyi değistiremeyiz Mücadele etmeden gayret göstermeden İnsanın üstünü değildir gayretsiz insan Kıyam ile cihadı emrediyor Yaradan Siz kendinizi değiştirmeden Beklemeyin insanların değişmesini Büyük cihaddan küçük cihada döndük İşte böyle diyordu o gül peygamber Bekleme kalk ve mücadeleni göster Selahattin Eyyubi filistin fatihi O Yüce söyle kudüsü nasıl fethetti Önce kıyam ve cihat sonra zafer Yerinde otur şükür ve tevekkül et Bumudur hey gafil islamiyet Büyük bir devlet kurdu atalarımız Eyyubiler Timurlular ve gökte kartallar Açılsın yeniden kurt başlı sancaklar Selahaddin Eyyubi adadı hayatını İslam sancağını göğe kaldırdı Eyyubi devletinin kurucusu Allah dostu Oturan insanın duası kabul olurmu
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Önce kıyam sonra tevekkül gelir Her şeyin değişebileceğini sananlardanız Bekleyenlerden, Umanlardan.” Yürümek Sevgi Soysal Hiç bir şeyi değistiremeyiz Mücadele etmeden gayret göstermeden İnsanın üstünü değildir gayretsiz insan Kıyam ile cihadı emrediyor Yaradan Siz kendinizi değiştirmeden Beklemeyin insanların değişmesini Büyük cihaddan küçük cihada döndük İşte böyle diyordu o gül peygamber Bekleme kalk ve mücadeleni göster Selahattin Eyyubi filistin fatihi O Yüce söyle kudüsü nasıl fethetti Önce kıyam ve cihat sonra zafer Yerinde otur şükür ve tevekkül et Bumudur hey gafil islamiyet Büyük bir devlet kurdu atalarımız Eyyubiler Timurlular ve gökte kartallar Açılsın yeniden kurt başlı sancaklar Selahaddin Eyyubi adadı hayatını İslam sancağını göğe kaldırdı Eyyubi devletinin kurucusu Allah dostu Oturan insanın duası kabul olurmu
Şiir
“Yapay Zekâ Çıktı, Kitap Öldü” Diyor Allah’ın Belaları
Şimdi ona melek ya da şeytan diye bakanların çoğu yapay zekânın yakın zamanda kat ettireceği medeniyet mesafesini anlayamıyormuş ama yakında onlar da anlayacakmış. O değil de, “Yapay zeka var, artık kitap dolaşımdan çıkacak” diyor Allah’ın cezaları. Tüfek icat olduğunda mertlik ölmüştü. O gün bugündür namertlik hükümferma ama bundan ne katillerin ne maktullerin ne müebbetlerin ne işkencecilerin ne de kürek mahkumlarının şikâyeti var. Namertlik öyle tabana yayıldı ki insan öldürme aparatı üretenler dünyanın her yerinde başa tac ediliyor. Haksızlık, hukuksuzluk yani zulüm, hemen her kumaştan her cinsten kendine dilediği elbiseyi dikiyor. Kalleşlikten, namertlikten son şikayetçi olan adam Köroğlu’ydu. Onun da üzerinden şu kadar yüzyıl geçti. Şimdi insanlar, örgütler, devletler, toplumlar göğüslerini döve döve sahip oldukları, olacakları, olmak ya da olmamak istedikleri savaş uçakları, radar sistemleri, füze ve nükleer silahlarla övünüyorlar. Cahiliye, sanayi, teknoloji, bilgi, bilişim, bilim, iletişim çağlarının üzerine ilerleme durdurulamıyor. Hâliyle insanın azgınlığına da fren bulunamıyor. İnsan ölümsüzlük arayışını sürdürürken dünyayı altüst etmeye devam ediyor. Biz daha “adamlar yapmış,” “şeytan bunun neresinde,” “tarihin terakkinin niye gerisinde kaldık” diye iki sülüs besmele, birkaç amme cüzü, üç beş divan şiiri için matbaayı geciktiren ecdadımız ile şah ve padişahlarımıza sitem ederken şu geldiğimiz yere bakın. Perdahsız kerpiç damlardan kaloriferli apartman dairesine taşınmanın ve henüz matbaada bir iki kitap tab etmenin sevincindeyken hangi akılla, ne ara, nasıl geldiysek yapay zekâ algoritmalarının hüküm sürdüğü şu saçma sapan günlere geldik. Söz bitmiş, anlam çökmüş, hikmet ölmüş, hayret uçmuş, cümle dağa kalkmış, düşüncenin cazibesi kalmamış, fikir
Makale|Yazı
Devletin görevi ve köçerler Çiftlik arazisinde yaşıyor köylüler yetkililer düzenli yerleşmelerine izin vermiyor derme çatma kerpiç evlerde yaşıyor insanlar gün boyu koyun güttükten sonra ancak akşam dönebiliyor eve Atlas sayı 98 mayıs 2001 Thomas Hobbes bir sözünde koyunlar ömrünü kurttan korkarak geçirir halbuki sonunda onu yiyen çobandır diyerek korkunun en büyük hastalık olduğunu onu yenmemiz gerektiğini dile getirir Urfada bir toprak okyanusudur ceylanpınar Tigemin en büyük sorunu hasat zamanında yaşanan kavgalardır oysa bu toprakta insan kavgasız düz bir hayat istiyor ufak bir toprak parçası üzerinde Tigemin işletme sınırlarında yaşayan köçer koyunları ekili arazilere girdiği zaman devletin güvenlik güçleri koyunlara el koyunca birisi verilen görevi yerine getirirken diğeri koyunsuz kalıyor Henri Frédéric Amiel ise Koyun haline gelen kişiyi kurtlar yer derken urfanın o toprak yollarında ulaşımın güç olduğu yerde çoğu kişi ırgatlık yaparak kimileride çobanlıktan geçimini sağlıyor köçerler Tigem arazisinde geçimlerini ırgatlık pamuk işçiliği ve devletin onlara vermiş olduğu küçük damlarda yerine getiriyor ve kimi yerlerde ne yazıkki elektrik bulunmuyor çalışmak için yola çıkan bir aile bugün en çok devlete sırtını dayamak Tigem güvenlikçisi ise ekmek parasını kazanıp evine götürmek istiyor evet insan bir koyun değildir yenilecek devlet ise bir baba ve anadır çocuklarını okutacak ilim ve iş gücü ile nice evlatlar yetiştirecek
Duygu ve Düşünce
“Vatan için.” “Devlet için.” “Dava için.” “Güvenlik için.” “Beka için.” Bütün bu kelimeler insan onurunun önüne geçtiğinde, koruduklarını iddia ettikleri şeyi de çürütür. Çünkü insan onurunu çiğneyerek devleti koruyamazsınız. Hukuku ezerek güvenliği sağlayamazsınız. Dava diyerek hakikati örtemezsiniz. Vicdanı susturarak toplumu ayakta tutamazsınız.   İnsan kalmanın ölçüsü Bir toplumsal düzenin kalitesi, hatta asıl gücü, suçladığı kişiye nasıl davrandığında belli olur. Sevdiğine merhamet göstermek kolaydır. Kendi mahallesinden olana adalet istemek de kolaydır. Zor olanı öfke duyduğumuz, suçladığımız, hatta düşman gördüğümüz birinin karşısında durup “onun da bir onuru var, ona dokunamazsınız” diyebilmek ve bunu içtenlikle savunabilmek. Adalet bilincinin varlığı da vicdanın diriliği de burada ortaya çıkar. Kötülüğü yapanlar kendilerini çoğu zaman iyi gerekçelerle ikna eder. Bize düşen, o gerekçelerin altındaki ahlaki çürümeyi görmek ve göstermek olmalıdır. Çünkü bir toplum, kötülüğün hangi güzel kelimelerin arkasına saklandığını fark edemezse, bir süre sonra kötülüğe değil, kötülüğü ifşa edene öfkelenmeye başlar. İşte o zaman mağdur susar, fail rahatlar, hepimiz karanlığa biraz daha alışırız. Buna razı olmayalım. Çünkü kötülüğün karşısında ilk görevimiz kahraman olmak değil, insan kalabilmektir. Mustafa Yeneroğlu Serbestiyet 20/06/2026
Alıntı