9/10
·372 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
İclal Aydın’ı çok severim. Hem kalemini hem de anlattığı hikayelerdeki o sıcak ama iç burkan tarafı gerçekten beğeniyorum. Bu yüzden Üç Kız Kardeş’e başlarken zaten beklentim vardı ama kitap beni düşündüğümden daha fazla içine aldı. İlk başta sıradan bir aile hikayesi okuyacağımı sandım. Sadık Bey ve Nesrin Hanım’ın kızları Türkan, Dönüş ve Derya… Ayvalık’ta başlayan, İstanbul’a uzanan ve yine aile bağlarının etrafında şekillenen üç ayrı hayat. Ama sayfalar ilerledikçe bunun sadece üç kız kardeşin hikayesi olmadığını anlıyorsunuz. Kitapta en çok sevdiğim şey, aile olmanın sadece sevgiyle anlatılmamasıydı. Sevgi var ama yanında suskunluklar da var. Fedakarlık var ama bazen insanı yoran tarafları da var. Kardeşlik var ama kıskançlık, kırgınlık, yanlış anlaşılma ve herkesin kendi içinde taşıdığı yükler de var. Bence kitabı gerçek yapan taraf biraz da buydu. Türkan, Dönüş ve Derya’nın her biri farklı bir yerden dokundu bana. Özellikle kadınların hayatı, evlilik, toplum baskısı, “elalem ne der” düşüncesi ve güçlü görünmek zorunda bırakılmaları kitabın en etkileyici taraflarındandı. Bazı yerlerde karakterlere kızdım, bazı yerlerde üzüldüm, bazı yerlerde de “ne yazık ki hayatta da böyle oluyor” diye düşündüm. Ayvalık atmosferi de romana çok yakışmıştı. Okurken evin içindeki telaşı, sofraları, kardeşlerin birbirine bakışını, söylenmeyen ama hissedilen cümleleri gözümde canlandırabildim. İclal Aydın’ın sevdiğim tarafı da bu sanırım; çok büyük laflar etmeden, insanın bildiği duyguları anlatabiliyor. Tam puan vermememin sebebi, bazı yerlerde olayların biraz daha derinleşmesini istememdi. Özellikle bazı karakterlerin iç dünyasını daha fazla okumak isterdim. Ama genel olarak çok severek okuduğum, bende sıcak ama buruk bir tat bırakan bir kitap oldu. Aile hikayelerini,
Üç Kız Kardeşİclal Aydın · Artemis Yayınları · 202011,1bin okunma
7/10
·304 syf.··
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi beni okuduğum dönemde gerçekten etkilemişti. Belki de o zamanlar kendi hayatımı, verdiğim kararları ve “başka seçimler yapsaydım nasıl bir hayatım olurdu?” sorusunu daha çok düşündüğüm için kitapla aramda güçlü bir bağ kurulmuştu. Bu yüzden Gece Yarısı Treni’ne başlarken beklentim biraz yüksekti. Sanırım benim için en büyük sorun da bu oldu. Öncelikle kötü bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Aksine, anlatmak istediği şey çok kıymetli. Yaşarken fark etmeden ertelediğimiz insanlar, hırslarımız yüzünden kaçırdığımız anlar, sevgi, pişmanlıklar ve insanın kendi hayatına dönüp bakması… Bunlar kitap boyunca güzel bir şekilde işlenmişti. Wilbur’un hikayesini okurken zaman zaman ben de kendi hayatımı düşündüm. Özellikle insanın yıllar sonra geriye baktığında neyi gerçekten kazanç, neyi kayıp sayacağı meselesi hoşuma gitti. Zaten Matt Haig’in sevdiğim tarafı da çok büyük olaylar anlatmasa bile insanın içinde bir yere dokunmaya çalışıyor. Ama açıkçası Gece Yarısı Kütüphanesi’nin bende bıraktığı etkiyi bu kitapta bulamadım. Hikaye yer yer yavaş ilerledi ve bazı bölümlerde biraz daha derinleşmesini bekledim. Konusu güzel, mesajı değerli ama duygusal olarak beni tam anlamıyla içine alamadı. Bazı yerlerde okurken koptuğum anlar oldu. Yine de kitabı bitirdiğimde aklımda kalan güzel bir düşünce vardı. Hayat sadece başarıların, hedeflerin ya da yetişmeye çalıştığımız şeylerin toplamı değil. Bazen insanın asıl kaçırdığı şey, tam da yaşarken yanında olan insanlar ve sıradan sandığı anlar oluyor. Benim için Gece Yarısı Kütüphanesi’nin yerini tutmadı ama yine de düşündüren, sakin ilerleyen ve okuduktan sonra insanı kendi hayatına biraz dışarıdan baktıran bir kitaptı. Puanım: 7/10
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026367 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·293 syf.··
2026 18. kitabı
𔒝🅂🄴🄻🄰🄼 𔒝 Güzel bir gün diliyorum herkese... Bugün size @metiskitap ‘dan çıkan #joannegreenberg ‘in güzel kaleminden #sanagülbahçesivadetmedim kitabının yorumu ile geldim... #kitabınkonusu Joanne Greenberg’in uzun yıllar Hannah Green takma adıyla yazdığı psikolojik (otobiyografik) izler taşıyan Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, şizofreni tanısı alan 16 yaşındaki Deborah’ın zorlu yaşam mücadelesini anlatıyor. Kitap, Deborah’ı doktorunun önerisiyle özel bir kliniğe götüren anne ve babasının yaşadığı kaygılarla başlıyor. Ailenin, hastalığın nedenlerini sorgulaması ve yaşadıkları duygusal süreç etkileyici bir şekilde aktarılıyor. Tedavi sürecini üstlenen Dr. Fried, Deborah’ın gerçek dünyadan kaçmak için sığındığı Yr adlı hayali evreni anlamaya çalışırken onunla güçlü bir güven ilişkisi kuruyor. Doktorun yaklaşımı, Deborah’ın kendi gücünü keşfetmesine ve dünyanın kusursuz bir yer olmadığını kabul ederek yaşamla yeniden bağ kurmasına yardımcı oluyor. Roman boyunca Deborah’ın duyduğu sesler, korkuları, travmaları ve gerçeklikten uzaklaşmasına neden olan iç çatışmaları ayrıntılı biçimde işleniyor. Terapinin ne kadar sancılı bir süreç olduğu görülürken, geçmişle yüzleşmenin ve düşüncelerini yeniden yapılandırmanın iyileşme üzerindeki etkisi de dikkat çekiyor. Kitap sadece Deborah’ın hikâyesine odaklanmıyor; aynı zamanda klinikteki diğer hastaların kurduğu dostlukları, çatışmaları, umutları ve sağlık çalışanlarının yaşadığı zorlukları da gözler önüne seriyor. Bu yönüyle ruh sağlığı, insan ilişkileri ve iyileşme süreci üzerine düşündüren bir eser ortaya çıkıyor... Peki insan, zihninin yarattığı karanlıkla mücadele ederken gerçekliğe tutunmayı nasıl başarabilir? #kitaphakkındadüşüncelerim Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, yalnızca ruhsal hastalığın anlatıldığı bir roman değil; aynı
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg · Metis Yayınları · 202119,3bin okunma
7/10
·144 syf.··
2026 17. kitabı
𝑩𝑬𝑵 𝑮𝑬𝑳𝑫İ𝑴𝑴𝑴 Güzel bir hafta sonu diliyorum kıymetli okur dostlarım... Bugün size Hayykitap ‘ndan çıkan @mecitomurozturk ' ün değerli kaleminden #duayıyenidenkeşfetmek  kitabının yorumu ile geldim... #kitabınkonusu Modern çağın insan ruhunda yarattığı o derin tahribat ve yalnızlık hissiyle başlıyor kitap. Yazar, günümüz insanının hız, tüketim ve yoğun uyarıcılar arasında kendi iç sesini nasıl kaybettiğini adeta yüzümüze çarpıyor. İşte bu kriz dalgası içinde, insanın Yaratıcı ile kurduğu en temel köprü olan “dua” eylemi de nasibini almış ve mekanikleşmiştir. Kitabın değindiği temel mesele tam olarak bu: İnsanlar duayı sadece zor zamanlarda hatırlanan bir istek listesi ya da otomatiğe bağlanmış, anlamı üzerine düşünülmeyen dinsel bir rutin olarak görüyor. Yazar, okuyucuya duanın bu sığ algıdan kurtarılması ve acilen yeniden keşfedilmesi gerektiği çağrısını yapıyor. Sayfalar ilerledikçe dua, sadece dille söylenen sözler olmaktan çıkıp çok katmanlı bir psikolojik, felsefi ve ruhsal eyleme dönüşüyor. Yazarın inşa ettiği bu felsefe, nihayetinde insan yaşamındaki en olgun meyvesini veriyor. O da duanın gerçek anlamda keşfedilmesinin, insanı ulaştıracağı son durağın tam bir teslimiyet ve sükûnet hâli olduğu gerçeğidir. Duanın kabul edilip edilmemesi kaygısından bütünüyle sıyrıldığınızda, Yaratıcı ile kurduğunuz o anlık bağın kendisi en büyük ödüle dönüşüyor. Kitap, duayı yeniden keşfeden insanın hayata, acılara ve beklentilere bakışının radikal bir biçimde değiştiğini vurguluyor. Dünyada ama dünyadan özgürleşmiş bir bilge bilinciyle bizi baş başa bırakıyor. ꫂ❁ “İnsan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızdır.” ​(s. 9) ꫂ❁ ​“İnsan bazen istediğinin değil, istediğini isteme hâlinin şifasına muhtaçtır.” ​(s. 38) ꫂ❁ ​"Dua, kalbin Allah ile dertleşme
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202699 okunma
8/10
·400 syf.··
2026 1. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 00:00
2026 yılının ilk kitabı Kırlangıç Çığlığı oldu. Bu zamana kadar polisiye, dedektiflik ya da gizem içeren birçok kitap okudum ama Ahmet Ümit okurken bende gerçekten başka bir şey oluyor. Kendimi resmen kitabın içine gömüyorum. Sanki dışarıdaki dünya biraz susuyor, ben de Nevzat’ın peşine takılıp olayların içinde dolaşmaya başlıyorum. Kırlangıç Çığlığı da benim için böyle bir kitaptı. Okuması çok akıcıydı ama konusu itibarıyla insanın içine oturan bir tarafı vardı. Zaten Ahmet Ümit’in en sevdiğim tarafı da bu sanırım. Sadece “katil kim?” diye okutmakla kalmıyor, arka planda insanı rahatsız eden meseleleri de önüne koyuyor. Başkomiser Nevzat’ı o sakinliği, olaylara bakışı, ekibiyle olan hali bana hep tanıdık geliyor. Kitap ilerledikçe merak duygusu artıyor ama bir yandan da anlatılan şeylerin ağırlığı daha çok hissediliyor. Bazı yerlerde hızlı hızlı okumak istedim, bazı yerlerde de konu gerçekten içimi sıktı. Çocuklar, adalet, vicdan, suç ve insanların görmezden gelmeyi seçtiği şeyler… Kitapta bunlar polisiye olayın içinde güzel işlenmişti. Yalnız bazı bölümlerde verilmek istenen mesaj biraz fazla açık anlatılmış gibi geldi bana. Belki biraz daha okura bırakılsa daha etkileyici olabilirdi. Bu yüzden tam puan vermedim. Yine de severek okudum. Ahmet Ümit’in kalemini sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum. Hafif bir polisiye bekleyenlere biraz ağır gelebilir ama polisiye içinde toplumsal meseleler okumayı sevenler için güzel bir kitap. Puanım: 8.5/10
Kırlangıç ÇığlığıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201839,9bin okunma
7/10
·208 syf.··
2026 14. kitabı
𝐇𝐚𝐲ı𝐫𝐥ı 𝐛𝐞𝐫𝐞𝐤𝐞𝐭𝐥𝐢 𝐜𝐮𝐦𝐚𝐥𝐚𝐫ı𝐦ı𝐳 𝐨𝐥𝐬𝐮𝐧 𝐤ı𝐲𝐦𝐞𝐭𝐥𝐢 𝐝𝐨𝐬𝐭𝐥𝐚𝐫ı𝐦 𝐇𝐚𝐫𝐢𝐤𝐚 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐢𝐭𝐚𝐩𝐥𝐚 𝐭𝐚𝐧ı𝐬̧𝐦𝐚𝐲𝐚 𝐡𝐚𝐳ı𝐫 𝐦ı𝐬ı𝐧ı𝐳? Bugün size @hissederek_okuyoruz okuma grubu ailemle #22kadın22öykü22okur‘la birlikte @sudanseyler ‘in düzenlediği @artshopyayincilik ‘tan çıkan @kadinoykuleri ‘nin #22kadın22öykü kitabının yorumu ile geldim... #alıntı “Ben kadınım... ve senin istediğin gibi değil, kendi istediğim gibi bir kadınım.” Frida Kahlo #kitaphakkındadüşüncelerim Tüm okur arkadaşlarım kitap hakkında o kadar güzel şeyler yazdı ki kelimelere nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Öncelikle bu kadar güzel bir projenin bir yıl geçte olsa parçası olmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyorum. Adından da anlaşıldığı gibi 22 her meslekten şahane kadının kaleminden, gözünden, yüreğinden sadece erkeklerin değil İNSANIN anlatıldığı 22 hikaye okudum. Okurken içimi acıtan çok yer oldu. Özellikle Aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşayan karı kocalar, annesinin kaderini yaşayan kızlar,anneleri gözleri önünde şiddet gören çocuklar,toplum tarafından erkeklere yüklenen ağır yükler ,tacize maruz kalan kadınlar ve daha niceleri... Ben çok hissederek okudum. Hepsi bizden hepsi içimizden öykülerdi. Eminim sizde okuduğunuzda benim gibi çok şey hissedecek, kendinizden ve çevrenizden bir çok şey bulacaksınız. Ayrıca kitabın geliri kadın dayanışma derneklerine verilecekmiş.Sizde çorbada tuzunuz olsun isterseniz, alıp okuyun okutturun ricam ve tavsiyemdir...
22 Kadın 22 ÖyküKolektif · Artshop Yayıncılık · 2022103 okunma