Gece Yarısı Kütüphanesi özgün diliyle dikkat çeken oldukça akıcı bir kitap.
Bu kitap incelemesinde spoiler bulunmaktadır.
Ana karakter Nora'nın olaylar karşısında yaşadığı duygu değişimleri ve karakter olgunluğu kitapta açıkca yer almaktadır. İnsan beyninin yaşanmamış ihtimalleri otomatik olarak doldurma eğiliminin vurgulanması bu kitabın ana temasını oluşturmaktadır. Hani "Şöyle olsa ne olurdu acaba" dediğimiz ve aklımızı ara sıra kurcalayan sorular olur ya, işte bu kitapta da ana karakterin başından böyle bir durum geçmektedir. Yaptığımız her seçim, girdiğimiz her yol aslında başka ihtimallerin ortadan kalktığının habercisidir. İnsanoğlu yaşamını seçimlerle sürdürür ve her seçimin de bir sonucu vardır. Mutluluğu başka ihtimallerde arayan insan, o ihtimallerin içinde mutlu olunabilir mi? sorusuna da cevap aramaktadır.
Diğer yandan o ihtimallerin de gerçekten mutluluk getirip getirmeyeceği oldukça belirsiz bir sorudur. İşte ana karakter de bu ihtimallerin çoğunu yaşayarak, bazen de merak unsuruyla hareket ederek kendi içsel yolcuğunu ilerletmektedir. Kimi düşlediği yaşamında bir rock yıldızıyken, başka bir yaşamında kendisini eğitim hayatına vermiştir. Günün sonunda pişmanlıklarının ve yaşanmamış ihtimallerinin alternatif gerçeklikte gerçekleştiğini görünce acaba mutlu olabilir miydim? sorusunu kendisine çok daha fazla sormaya başlamış, asıl karakter olgunluğunun da ortaya çıktığı nokta burası olmuştur.
Kendine has konusu ve sürükleyiciliğiyle okumaya değer bir eserdir.
Yalnızlık insanin kendi tercihi midir yoksa insanoğlu yalnızlığa itilir mi? İnsan ömrünün en zor yalniz zamanları yaşlılık mıdır?,Amann kim sever yaşlılığı
Tatli bir o kadar da dramatik ,icten ,okumasi kolay bir kitap ,Şermin in hem kulüple beraber hem de bireysel olarak, okuduğum ikinci kitabi .Yormayan bir dili ve tarzi var .Okuyayım ama bunalmadan kitaplari bitireyim diyen herkes okuyabilir
Bu kitapları yorumlamak benim haddime değil ama insanoğlu her zaman aç ve bencildir . Asla doymaz bu kitapda bunu derin hissediyorsunuz kısa öz okuması zevkli bir kitaptır .
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234bin okunma
Bu kitabı okumaya başlamadan önce Suriyelilere ve mültecilere iyi bir gözle bakmıyordum lakin kitabın içine girdikçe kendimden utandım. İnsan olmayı nasıl da unutmuşuz, bir insanı önce dinlersin sonra ne yapman gerektiğine karar verirsin ya, normali bu olmalı anormalce o insanları yargıladım sokakta dilenci konumunda gördüğümde "gidip çalışabilirsiniz" dedim. İnsanoğlu acımasız bir varlık. Küçükken onların neden bizim ülkemizde olduğunu sorgulardım, ülkelerinde savaş var derlerdi aldırmazdım savaş varsa savaşmalılar bunu savunurdum nereden bilebilirdim ki aslında o savaş yüzünden sevdikleri insanları kaybederken ve bedenlerinden vazgeçtiklerini... Bu kitaptan şöyle bir ders çıkardım ne yaşarsam yaşayayım daima adil ve iyi bir insan olmaya çalışacağım. Her insan bir değilmiş ülkemize geldiklerinde bizim kız çocuklarımıza ellerini uzatan soysuz alçaklar ve saygısını bozmayan Rejim'in zulmüne direnmiş ruhlarını iyileştirmeye çalışan masumlar olarak insanlar ikiye ayrılıyor.
Sednaya HapishanesiAli Polat İyi ki bu olayı kitaba aldınız hocam Dünya'dan bihaber ben ve benim gibilere bu kitap ders olsun.
Yazarın kalemine aşina biri olarak,bu eseri de büyük keyifle okudum.Yine manevi yönden dopdolu bir eserdi.Yazar gayet sade ve net bir şekilde duayı ve kapsamlarını biz okuyucuya aktarmış.16 bölümden oluşan eserdi, duayı derinlemesine anlarken, gücünü de yeniden keşfediyoruz adeta.
Dua insanin yaratıcısı ile kurduğu en büyük bağdır.Nitekim Mü'min 60.ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur:"Bana dua edin,size cevap vereyim"Burada duanın gücünü anlıyoruz.Dua insanın en büyük sermayesidir.Rabbimiz sınırsızdır, insanoğlu ise sınırlıdır.İnsan unutsa da Rabbimiz unutmaz.Dua bu farkın ayrımına varmaktır.İnsanoğlu ben yapamam dediğinde,rabbine sığınmaktan başka çaresi yoktur.İnsanın narin fıtratı ve kırılgan yapısı nedeniyle duaya fazlası ile ihtiyaç duyuyor aslında.Dua ,kendi güç ve kapasitemize bel bağlamaktan vazgeçip, işimizi ilahi iradaye teslim ettiğimiz noktadır.İnsan duasıyla rabbine döndüğünde ilahi imkan ve hazinelerle de buluşmuş olur.Dua kulun acizliğini ve muhtaçlığını ilan ederek Allah'a yaklaştığı bir ibadettir.Bu yönüyle asıl istikamet dünyevi değil manevi ve uhrevidir.Bu sebeple insan bazı şeylere muhtaç olduğunu unutmamalı,manevi heybesini de rabbine dönerek doldurmalıdır.
İlahi emirlere itaat etmekle, duanın kabulü arasında bağlantılar vardır.Emirler Allah'tan insanadır,dualar insandan Allah'a dır.Bu karşılıklı iki akıştan çıkarılan sonuçlardan biri de emre itaatin kuvvetli olmasının duanın kabul durumunu güçlendireceğidir.Pek çok ayette bu konuya değinilmiştir.Ayrıca dualarımızın kabul olmasıyla başkalarından bize ulaşan yardım taleplerine nasıl yaklaştığımız arasında da kuvvetli ilişkiler vardır.Allahtan bir dilekte bulunurken, başkalarının kendisine olan ihtiyacını da göz ardı etmemek gerekiyor.
Maneviyat dolu,sade ve çok güzel bir eserdi.Okumamda emeği
Haziranın son kitabı #türkiyeişbankasıkültüryayınları n dan #sineklerintanrısı oldu.
Bu macerayı beklemiyordum doğrusu, beklentimin çok üstünde çıktı. Okuduktan hemen sonra filminin olduğunu öğrendim ve izledim. Bazı kısımlar gereksiz uzatılmış gibi geldi okurken, ama filmini izlerken de o kısımların eksikliğini hissettim. Kitap kesinlikle daha detaylı, film biraz daha yüzeysel kalmış ama yine de çok güzeldi. İzlerken "kafamda az bile canlandırmışım" dedim. Doğayla, açlıkla savaşırken, yaşama iç güdüsüyle küçük çocukların dönüştüğü o vahşilik ürperticiydi (tabi oyun parkından değil, savaştan kaçtıkları için orada olduklarını unutmamak lazım) İzlerken çok üzüldüğüm, sinirlendiğim, yer yer gözlerimi dolduran sahnelerde, okurken sanırım diyalogların fazla uzatılmasından dolayı daha az etkilendiğimi fark ettim.
Kısaca konuya değinmek istiyorum. Gelecekte yaşanacak savaş sırasında güvenli bir yere götürülmek istenen, yaşları 6-12 arası değişen bir sürü çocuk, uçakları saldırıya uğrayınca ıssız bir adada mahsur kalıyorlar. Bir grup yüksek bir yerde ateş yakıp yerlerini belli etmek isterken, diğer grup avlanıp karınlarını doyurmanın daha önemli olduğunu düşünüyor ve ayrılıyorlar. Gösterilen ani şiddet eğilimleri, resmen çocuğun çocuğa yaptığı vahşeti doğuruyor. Onlar savaşla, bombalarla büyüdükleri için bu haldeler. "Acaba bütün şartlar eşit ve normal olsa, insanoğlu yine de içindeki canavarın öfkesini, acımasızlığını besler miydi? " diye sormadan edemedim...
Okumalı ve izlemeli diyorum kısaca.
Keyifli okumalarınız daim olsun...
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma