Achilles

Achilles
@insufficient
4:17, 06’02
10/10
·132 syf.·
2019 59. kitabı
Azaldıkça çoğalıyorum. Özlem özleyememektir. En çok kendimi özlüyorum. Midem her bulandığı zaman kusmaya çalışıyorum. Varolmanın ötesinde bir varoluş durumu. Delirmedim deliliği öğrenmeye çalışıyorum. Evren dönüyor dönmemesi için durmam gerekiyor. Hareketsizlik en derin hareket devrimini başlatmak üzere durgun, sessiz ve çıtırtısız bekliyor. Dil iletişim mi? Hayır. Dil varlığın evi mi? Hayır. Tekmele dilinle konuştuğun sözcükleri hiçbir işe yaramıyor. Anlamak istediğin zaman faydasızlaşıyor özneler. Nesnelleştirdiğim her şey çok yavaş. Hızlandırdığım her şey fazla 'özne' l. Çıkıyorum kendi kurduğum dil tanımının mağarasından. İçimde inşaat halinde var olan dili anlaşılır kılmaya çalışıyorum. Bunu kendim için yapmam gerekiyor herhangi biri için değil. Tüm duyguların tanımını bilebilmek için. Galiba her şeyi fazlasıyla tatmak üzerine bir dengesizlikle boğuşuyorum. Ölüm--ü t a d a m ı y o r u m. Duyguların hepsi çok lezzetli gelmiyor. A c ı dışında. O benim içimde anlaşılır kılınamayacak kadar tabusal, T a n r ı sal mı olmalı bilmiyorum. Kararı verme yetkisine sahip bir güç mevcut değil benim için. Güçsüzleştikçe güçleniyorum. Kendini tanımak üzerine harcanan her çabanın maskesini düşürmem gerekiyor. Pencerelerim tanımak üzerine kurulu değil iç evime. Tanımak ö l m e k tir. Ölümden daha çılgınca bir şey bu. Öfkeli, inatçı, kızgın, acı çeken bir şey bu. Kadın olmakla ilgili mi bilmiyorum veya erkek olmakla. Arzuladığım her şeyin benim için çok önemli olması zorunluluğu yok. Paralel olan her şey çelişkilerimin kanıtı olmaya çalışıyor. Çelişmek istiyorum, çekişiyorum kendimle kendi yüzüme bakarak. Çelişkiliyim zaten ispatını veremeyecek kadar. Sulamak dünya denilen gerçeğin yalanını sulamak istiyorum. Birileri benim için önemli olsun diye, başarısızım. Kabul ediyorum
Hızlandıkça AzalıyorumKjersti Skomsvold · Jaguar Kitap · 20152,311 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·176 syf.·
2019 28. kitabı
Sallantılı bir sarsıntı. Bernhard öfkeli bir yazardır. Gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya gelmiş, babası annesini terk etmiş. Anneden yeterli ilgiyi göremediği gibi sevgiye olan açlığı da doyurulmamıştır. Aile ilişkisi kavramı bu yazar için çok uzakta kalmış ve mesafeyi kapatmaya büyükbabasının ona olan sevgisi, şefkati, ilgisi de yetmemiş. Çocukken yalnızlık duygusuyla tanışmış bu yüzden bu yazarı okuyunca karanlık bir şeyler çağrışım yapıyor. Karanlık bir şeyler arıyorsunuz, boşluk duygusundan çok fazla bir şeyler arıyorsunuz. Bir çok intihar olayına tanık olmuş savaş sırasında, kendisi intihar teşebbüsünde bulunmuş. Burada aklıma gelen şey bu kitabın adı ve içinde geçen Doktor, oğul, kızkardeş ve deli olan filozof prens bağlantısı. Tesadüfi olduğunu düşünmüyorum zaten kitapta Freudyen izler, aile ilişkileri, hastalık ve çelişkili düşünceler gördüm ve gördüğüm kadarıyla yaşamdan çok ölüm içgüdüsüyle yazmış bir yazar. Böyle yazarlara ayrı bir ilgi duyuyorum ve okurken zevk alıyorum. Duygu ve düşüncelerinin paradoksunu tanımlayabilmek için ne yazdığını çok derin ve dikkatli okumanız gerekiyor. Çelişkili düşünceleri sorgulamak için sessiz bir ortama kesinlikle ihtiyacınız oluyor. Kitabın ilk bölümünde her şeyin çok fazla olduğunu ve üzerime geldiğini hissettim. Hastalıklı bir karamsarlık var bu adam da, kalemini bastıra bastıra tükürerek yazmış gibi. Uzun cümlelerle dolu ve anlayabilmek için dikkat gerektiriyor. Betimlemeleri ve tasvirleri oldukça başarılı. Mekan olarak doğa, evler, dağ ve nehir gibi yerlerle hep iç içesiniz. Bu mekanların detaylı tasvirini oldukça başarılı yapmış. İkinci bölümde deli filozof prens var işte burada kitap kopuyor ve ben ne okuyorum diye düşünüyorsunuz. Kitabın düğümünün çözülmesi bu bölümle gerçekleşiyor. Sarsıntıyı okuduktan hemen
SarsıntıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20261,088 okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2019 29. kitabı
Hümanizm+Nihilizm+Varoluşçuluk Olumluluk+Boşluk+Sarsıntı--Bulantı Sartre doğaçlama bilincin adıdır, kelimelere anlam verir. Varoluşçu yaklaşımı ile hiçliği baltalayan, hümanizmi bağlayan bir dili vardır. Dil varoluşluğun içine düşmek isteyenler için iyi ki var! Fırlatıldınız ve dünyadasınız, varsınız... Sartre'nin hümanizmi bireyseldir, kendini içinde barındırır. Tüm canlılar ne yapmış olursa olsun sevilmesi görüşünden ayrılmış bir görüştür. Tüm izmleri atarak tek başına özden önce geldiğini iddia ettiği varoluşçuluk ile rengini netleştirmiştir. Sartre'ye göre bütüncül bir dünya anlayışı mevcuttur. İnsan kendini ötekilerden ayrı tutamaz aynı şekilde insan özgürlüğünü isterken diğerlerinin özgürlüğünü de ister. EŞİT derecede olması önemlidir. Hakkaniyetçilik(özgecilik) bu görüşe göre doğru bir tanımlamadır. İnsan kendi iyilik hali için diğerlerinin iyiliğini ister. Kendi özgürlüğü için başkalarının özgürlüğünü de ister. Sartre'nin özgürlüğü, bir kafesten çıkmak ve uçmak istiyorsan geriye kalan öteki kafeslerin kapısını da açmak gerektiğidir. Bu kitap ağır ilerleyen, ağır ilerlerken bile zevk veren, yalnızlığı çok iyi anlatabilmiş bir kitaptır. Okumadan önce varoluşçuluk ile ilgili biraz bilgi sahibi olmanız gerektiğini düşünüyorum. "Kaşınmayan yeri kaşımayın" Adolph Meyer Siz kaşıyor musunuz varoluşunuzu? Kusacaksınız iyi yaşamayı öğrenene kadar iyi ölmeyi öğrenemeyeceksiniz.. Varolmayı unutabilmek için metafizik dalgalar üzerinize geldiğinde atlıyor musunuz? Sürükleniyor musunuz? Sürükleniyorsanız sıradan hayatın sıradan canlılarısınız tıpkı bir karnabahar gibi, armut gibi, elma gibi.. Düşünmeden varolmayı düşünebilir misiniz varolmayı? Varım ve düşünüyorum. Yüzüme çarpan akşam serinliğini, denizin tuzlu kokusunu, terlediğim zamam esen rüzgarın okşayışını,
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128,1bin okunma
7/10
·176 syf.·
2019 26. kitabı
"Belli bir hedefi olmayan her hayat bir hatadır." (Stefan Zweig) Anlamını bulmak için acı çekmen gerek eğer acı kaçınılmazsa, anlamı olmadan durduk yere çekilen acı mazoşistlik tanrısına dönüştürür sizi. Nietzsche der ki; -"Beni öldürmeyen şey, beni daha da güçlü kılar."- Anlamını bulmak için (hayatın) sevmen gerekir bir insanı yanında olması şartıyla değil içsel öykünde var olması şartıyla. Sevmen gerekir ölse bile, sevmen gerekir bambaşka şekillere yoğrulup farklı bir tat bıraksa bile ağzında, acı verse bile seçmen gerekir nihai anlamını özgürlüğünle. Göz koordinasyonu olmasa bile parmaklarınla dokunman gerekir acı çekerken sevdiğin insana. Bağlılık gerekir çünkü anlamında bir şeyler bulabilmek için hayatın. Frankl der ki: hayatın anlamı siz değilsiniz sizin anlamınız hayatınız. Çifter anlamlı yolculuklar yapmalısın insan denen canlıysan anlamı bulmak için. Üç anlamın var der: severek yaptığın bir iş, bir insanı sevmek ve nihai kaçınılmaz olan acıyı kendine bilemek. Acıyla bilenmen şarttır çünkü bu seni varoluş ağacının dallarına meyve olarak yerleştirir der. Severek yapacağın bir iş olmalı, sanat olmalı ama sevmelisin der. Bir hedefin olmalı der? Sahi sizin hedefiniz var mı anlamınızın siz olduğu bir hayatı aramak için? Bulunacak mı? İçinde var olduğun an için belki hayır ama bir dakika sonra belki evet. Şıkları sürekli değişen bir sınav mı bu? Yoksa terazinizin kefesine konulan ağırlık yine siz misiniz? Hem terazi hem ağırlık olmak gerilim yaratıyor değil mi? Sorumluluk bilinci insanın dengesini bozuyor değil mi? (homeostasis ) Bozun dengenizi çatışma olmadan ruh sağlığı sağlam olmaz. "Her zaman içimde taşıdığım o insanı hiç düşünmedim." der Stefan Zweig içinizde taşıdığınız insanı düşünün Zweig gibi olmamak için ya da düşünmeyin "Kader kendine meydan okuyan
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,5bin okunma
10/10
·228 syf.·
2019 23. kitabı
Hadi bana teselli ver... Soyut olan düşüncenin dile dökülemeyen tarafını somutlaştıran, okuruna tamamlayabileceği şiirsel metinler armağan eden psikolog, şair, çevirmen. Hakkında ne yazarsak eğreti kalacak bir yazar. Oruç Aruoba--- Dilini anlamaya çalışmaktan öteye tamamlayama çalışmamızın elzem olduğu, metaforları, felsefeyi, şiiri ve tüm zamanları yaşayan ve yaşatan yazar. Felsefe şiirselleştirilebiliniyor muymuş?(tuhaf oldu)---- Şiirler yazılırken şiir yapılamaz felsefe yapılabilir. Yapmak eylemi anlamağa çalışmaktan çok tamamlamaya çalışmaktır. Şiirsel metin kavramını Oruc Aruoba ile öğrendim. Önce ağzınızda apacı bir tat bırakıyor antibiyotik gibi daha sonra merak ile karışan bir haz, tutku karmaşası beliriyor. Ne kadar yabancı kalırsanız diline o kadar tanıdıklaşmaya başlıyor metinler. O'nun dili yaşanılanı yaşatmak üzerine kurulu. Eserlerinde filozoflardan, şairlerden alıntılara bir şekilde rastlanır. Oruç Aruoba'yı farklılaştıran soyut düşüncenin metaforlaştırılması, dilini felsefe ile birlikte şiirsel bir metine dönüştürmesidir. Okuyucuya sesleniyor, seslenme tarzı bile bir farklı tavır hâli gibi. "SEN" tamamla bak "BEN" tamamlayamam der gibi yazmıştır. Bazı metinlerin sonunda okuyucuyu şüpheye düşüren seslenmeleri var kaçınılmaz olan geçmişe dönüp o sayfayı tekrar okuyorsunuz. Çelişkilerin eğreti, karmaşık durmadığı, felsefe---edebiyat denklemini eşitlemeye çalışan ve bu iki alanı birbirine kaynaştırmayı başaran farklılıkları ile yakın olabilmeyi başarmış bir yazar. ---Oruç Aruoba Bana teselli ver... Önceleri Sonraları Şimdiki zamanları boşver tüm zamanların tesellisini ver bana.. Neden istiyorum bilmiyorum? Geleceğim Geldin Gelmiştin Gelecektin.. isteyerek gel dedim, muğlak olanları beynime asılı bırakma -- Geldin.. ötekiydin benleştirmeye çalıştım
İleOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20184,448 okunma