Esved Resulullah (s.a.s.)'e bakıyordu. Hidayet cereyanına tutulmuştu. Vücudu titriyordu kıvılcımlarla... Anlamadığı bir haz almaya başlamıştı havadan, gözlerinin içine baktığı Allah Resulü'nden ve onun emirlerine riyanın her türlüsünden uzak olarak teslim olmuş sahabeden, İslam ordusundan... Vahdaniyet'in kokusunu alıyordu kendilerini Allah'a adamış olan bu insanlardan... Kibir denen şey yoktu lügatlerinde. Allah'a teslimiyet okunuyordu her birinin gözbebeğinden, bakışlarından. Bir şeyler olmaya başladı Esved'e. Etrafındaki insanları teker teker süzüyor, her biri için kalbinde bir bahçe açıldığını görüyordu... Cennet kokuyordu bu insanlar.
Esved kendini toparladı ve Resulullah (s.a.s)'e bakarak; şöyle dedi:
-Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah!
İslam ordusu ise, vakarlı bir şekilde şehri teslim alıyordu. Resulullah bu manzarayı uzun uzun seyretti ve Rabb' inin kendisine verdiği bu fethe şükretmek için başını eğdi, önüne baktı. İnsanın en tehlikeli anıydı bu... Yaptığı bir işi, kendisinin başardığı zehabına kapılmak!... Halbuki o, öyle yapmadı. Tevazunun en güzeli ile başına eğdi ve;
-Yarabbi, bütün bunları yapan Sen'sin! dedi.