"parçalanma ve mahvolma dışında bir şeyleri yoktu, hayatlarını yalnız bunlarla sürdürüyorlardı, birbirlerini de karşılıklı olarak ve aralıksızca parçalayıp mahvediyorlardı. yaşamları umutsuzluğun ölümcül yoğunluğuyla doluydu."
"daima bir suçlama mekanizması içinde varlık gösteriyorlardı, biraz rahatlamak ya da nefes almak için herkesi ve her şeyi suçluyorlardı; tanrıyı, dünyayı, birbirlerini... hepsi de ölümcül bir hastalık olarak suçlama ve suçlanma çılgınlığı içinde varlığını sürdürüyordu."
"canlı bir insanım, öyle derler. ama canlı olmak da insanın canlılıkta kendini yitirdiği ölçüde gene zamanını yitirmesidir. bugün bir duruştur ve yüreğim kendi kendini karşılamaya gidiyor. gırtlağıma gene bir iç sıkıntısı sarılıyorsa, bu ele gelmez anın parmaklarım arasında cıva incileri gibi kayıp gittiğini duyduğum içindir."
"iyi biliyorum ki yanılıyorum, benimsenilmesi, tanınması gereken sınırlar vardır. yaratırsa böyle yaratır insan. ama sevmenin sınırı yoktur ve ben her şeyi kucaklayabildikten sonra, iyi sarılamasam da ne çıkar?"