"her şey yolunda görünüyordu. artık öyle görünmemeli. otuz yılda hiçbir yere gelinmemişse, bir başkaldırı mutlak olmalı. bu hiçlik de yaşanmalı. bir boşluğa olanca hızla düşülmeli. bu düşüş gerçek yüzünü göstermeli. bir düşüş yokmuş gibi yaşanılamaz. düşülen yerden yıldızlar seyredilemez."
"şimdi buradayım. her şeyin uzağında. hiçbir savaşım yok. hiçbir görevim yok. hiçbir şeyi de doğrulamaya çalışmıyorum. duruyor, odanın yarı karanlığına bakıyor, bekliyorum."
"onlar herhangi bir gece, nasıl ışıklı bir büyük tiyatrodan içeri dalamayacaklarsa, ben de öyle; aklıma estiği yerde aklıma esen her minibüse dalamayacağımı düşünmeliydim. ama o sıra kendimi nerede bulursam, kendiliğinden oluyordu bu. sonra, kendimi bulduğum yerde, gereksizliğimi de buluyordum."
"halka halka açılan bir dalganın herhangi bir halkasında olmak. oysa ben, en son halkanın dışına doğru kayıyorum. durmadan kayıyorum. yürüyerek, çevremle gizli ilişkiler kurarak, yeni semt adları öğrenerek, yeni yüzler görerek ve her ilişkiden biraz daha az algılanmış çıkarak gittikçe geciken, gittikçe yorucu olan, gittikçe hiç dışına çıkılamayacakmış gibi olan, gittikçe hiç geri de dönülemeyecekmiş gibi olan ağır bir kayış."