Düşündü taşındı, en iyisi sığınmaktı şu ırmağın yamacındaki ormana. Tırmandı vardı bir çalılığın dibine, iki zeytin ağacı vardı orada, fışkırıyordu ikisi de bir kökten, biri yabaniydi, biri aşılı, öyle girmişti ki birbiri içine bu iki ağaç, ne esen yelin ıslak gücü geçerdi, ne de yağmur sızardı diplerine, öylesine sımsıkıydı yapraklar, öylesine sarmaş dolaş.