Tutkuya dönüşen yalnız kalma isteğim ve yalnızlıktan çok zevk almam yolumu şaşırmama neden olmuştu. Doğa bana mucizelerle dolu geliyordu; onun içine dalmak istiyordum. Her bir taş, her bir bitki ve doğanın her bir parçası canlı ve anlatılmayacak denli olağanüstüydü gözümde. O zamanlar doğaya gömülmüştüm, daha doğrusu insanların dünyasından tümüyle uzaklaşıp doğanın özüne emekleyerek girmeye çalışmıştım.
Beni en çok işin içinden çıkamadığım denklemler bunaltıyordu: a=b'ye ve b=c'ye, o hâlde a=c'ye. Tanıma göre a, b'den farklıydı; öyleyse bırakın c'yi bir yana, b'ye nasıl olup da eşit olabiliyordu? Eşitlik söz konusu olduğunda hep a=a'ya, b=b'ye vb. deniyordu. Bunu anlıyordum ama a=b bence büyük bir yalan ya da bir üçkâğıttı.
İçimde konuşan kimdi? Bunları kimin aklı planlıyordu? Ne tür bir doğaüstü güç işbaşındaydı? Çocuk saflığının alışılagelmis bilinirliğine zarar verebilecek çok rahatsız edici bir düsünceyi önlemek için kalın kafalıların, "kara adam", "insan yiyen", "rastlantıdır" ve "geçmişi yorumlama" gibi sözcüklere sığınacaklarını biliyorum. Ah, bu sağlıklı düşünen, iyi ve üretken insanlar! Onları her zaman, bir gün sonra kuruyacağından habersiz, güneşin ısıttğı çok sığ bir yağmur birikintisinde güle oynaya kuyruklarını sallayan kurbağa larvalarına benzetirim.
Can Sanat Yayınları | Çocukluk Dönemi·Kitabı okudu