Dr. Rhinehart bir zamanlar kendini, vızıldayarak etraftaki çiçeklere konup kalkan, mutlu bir şekilde uçup duran iri ve renkli bir arı olarak hayal etti. Artık Dr. Rhinehart olduğuna inanmıyordu. Ama bir gün birden uyandı ve kendini eski Luke Rhinehart olarak yatakta, Lil adındaki güzel kadının yanında yatarken buldu. Fakat o rüyasında bir arı rolü oynayan Dr. Rhinehart mıydı, yoksa Dr. Rhinehart olduğunu düşünen bir arı mıydı, bunu bilemiyordu. Ne olduğunu bilmiyordu ama başında bir vızıltı vardı. Birkaç dakika düşündükten sonra omuzlarını silkti ve kendi kendine, ''Ben belki de rüyasında Dr. Rhinehart olduğunu gören bir arı olduğunu hayal eden Hubert Humphrey'yim,'' dedi.
Bir süre daha düşündü ve sonra yatağın diğer tarafına kayarak karısına sarıldı.
Gözlerini kapamadan önce kendi kendine, ''Her şeye rağmen, kendimi Dr. Rhinehart olarak gördüğüm şu rüyada bir arının yanında değil de bir kadının yanında yattığım için mutluyum,'' diye mırıldandı.
''Bu dünya serbest dolaşan katiller, işkenceciler, kiliseleri dolduran sadistler, çılgın şirketler ve ülkelerle dolu. Bu dünya daha farklı, daha iyi bir yer olabilir, ama sen burada koca kıçının üstüne oturmuş zar atmaktan söz ediyorsun.''
Başını kaldırıp yüzüme baktı ve ''Seni nasıl serbest bırakıyorlar, Doktor?'' diye sordu. ''Yani masanın arkasında oturup doktorluk yapmayı nasıl beceriyorsun?''
''Ne demek istiyorsun sen?''
''Neden bir yere kapatmıyorlar yani seni?''
Ona baktım ve hafifçe gülümsedim. ''Ben profesyonel bir tıp adamıyım delikanlı,'' dedim.
''Bence profesyonel bir delisin sen.'' Yine birkaç kez başını sağa sola salladı. ''Psikoterapi yapan bir delisin sen. Zavallı babam da senin sayende iyileştiğimi düşündü.''
''Şu zarlı yaşam kavramı sana ilginç gelmedi mi yani?''
''Elbette geldi. Aslında sen kendini bizim hava kuvvetlerinin Vietnam'da kullandığı bilgisayar gibi bir şeye dönüştürmüşsün. Ama sen, azami sayıda düşman öldürmeye çalışmak yerine, bombalarını rastgele atmaya programlamışsın.''