Tuvalet kâğıdının son iki yaprağı ona yağmur ormanlarının yok oluşunu hatırlattı. Yağmur ormanlarının yok oluşu da her defasında kredi kartı numarasını isteyen üst kattaki çevreci kızı. “Pandaları severim,” demişti kıza. Köpeği tekmelemişti akşamına da. Buna dürtme de denebilirdi. Köpek ev sahibinindi. Perde arkasından Talat Bey görmüş, edindiği dedikodu malzemesiyle Müşerret Hanım’a yanaşırım düşüncesiyle olayı abartarak D. Bey’in apartmandaki saygınlığını düşürmüştü.
Hareket etmeden dursam, bir çerçeve alsam elime, fotoğrafımı çekip kızıl saçları melankoliyi, elmacık kemikleri ressamın elmayı sevdiğini anlatıyor deseler. Yeni boyanmış duvardaki sekiz puntolu yazıyı okuyup hakkımda yanıldıklarını anlasalar. Anlamazlar. Kendi uydurdukları daha inandırıcıdır çünkü.
Uğruna Nunarput Utoqqarsuanngoravit marşını ezberlediğim Grönlandlı mektup arkadaşım Alice’le buluşacağımız gün bayrama denk geldi. Büyükanneme yolculuğun saati üç, gidilip erken kalkmanınsa güç olduğu düşünülürse buluşmaya asla yetişemezdim.
Çavlan benden sekiz buçuk santim uzundu.
Ayakkabılarımdan dört, giydiğim beş kat çoraptan bir santim kazansam da hala kapatmam gereken üç buçuk santim kalıyordu. Belediyenin bozuk döşediği kaldırımları hesaba katsaydım gururum bu kadar kırılmazdı. Aramızda sekiz buçuk santimden fazlası vardı. Tam onu öpecekken dudaklarım omzunda, hevesim kursağımda kaldı.