Öykülerin çoğu güzel ve keyifliydi. Bazı öyküleri beğenmedim, daha doğrusu dilin oyunbazlığı aklımı karıştırdı. Söz oyunlarıyla oynamayı seven bir yazarın kitabı. Yaratıcı İntiharlar Departmanı en iyi öyküydü.
Abartılı yorumları bir kenara bırakırsak güzel bir kitaptı diyebilirim. Keyifliydi. Zevk alarak okudum, güldüm, hüzünlendim. Ülkemizin haline güldüğüm memurlu öykü çok hoşuma gitti.
Tuvalet kâğıdının son iki yaprağı ona yağmur ormanlarının yok oluşunu hatırlattı. Yağmur ormanlarının yok oluşu da her defasında kredi kartı numarasını isteyen üst kattaki çevreci kızı. “Pandaları severim,” demişti kıza. Köpeği tekmelemişti akşamına da. Buna dürtme de denebilirdi. Köpek ev sahibinindi. Perde arkasından Talat Bey görmüş, edindiği dedikodu malzemesiyle Müşerret Hanım’a yanaşırım düşüncesiyle olayı abartarak D. Bey’in apartmandaki saygınlığını düşürmüştü.
Hareket etmeden dursam, bir çerçeve alsam elime, fotoğrafımı çekip kızıl saçları melankoliyi, elmacık kemikleri ressamın elmayı sevdiğini anlatıyor deseler. Yeni boyanmış duvardaki sekiz puntolu yazıyı okuyup hakkımda yanıldıklarını anlasalar. Anlamazlar. Kendi uydurdukları daha inandırıcıdır çünkü.