Tanpınar aynı bölümün bir yerinde Şöyle devam ediyor: "En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız; hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız; hepimiz hamlet'ten daha keskin bir "olmak veya olmamak" davası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir. "
..........
Yeni İstanbul, eski İstanbul'dan en azından şu kavramları tevarüs edebilir: Ölçü ve âhenk, hürmet ve hizmet, tevazu ve merhamet, hakka riayet ve adalet.
Böylece yeniyi inşa ederken bir yerde eski ile buluşmuş, kopan bağı yakalamış oluruz.
Eskiler şöyle demiş: "Aramakla bulunmaz, ama bulanlar ancak arayanlardır. "
Mesela zayıflamak için de bütün mide kesilir, sadece yemek borusu ve bir parça da mide kalır. O da doğrudan ince bağırsaklara bağlanır. "O zaman hiç şişmanlamazsın."diyorlar. Zaten insan bu şekilde istese de şişmanlayamaz. Peki, bu nasıl bir zayıflamadır? Bu ameliyattan sonra sıhhat iyi olamaz. Sıhhat, sadece hazım mükemmel olduktan sonra olur. Hazım mükemmel olmadığı sürece sıhhatin iyi olması imkânsızdır. Çünkü bütün problemler hazımda başlar. *Eğer nefis terbiyesiyle meşgul olur ve yemeği azaltırsanız, görme, işitme gibi bütün duyularınız açılır. Böylece aklınızı kullanmaya başlarsınız.
Mevsimler neler anlatır insanlara? Dünyanın ne menem bir şey olduğunu anlatır. Başlangıcı ve sonu fısıldar. İyiliği ve güzelliği mırıldanır. Hayatı ve ölümü ifşa eder. İşlerinin, aşklarının, alacak-vereceklerinin, ihtiraslarının peşinde kendini kaybedip koşanlara seslenir. Eeey!... Âdemoğlu!... Dur biraz. Biraz nefes al. Etrafına bak. N'oluyor. Nedir derdin diye sorar.