..hayatın bir ucu açık, eğlenceli bir serüven olduğunu düşünen birinden, hayata küskün, içine kapanık, kederli bir adama dönüşmek üzereydim. Hayatta artık bir şey olmayacak duygusu üzerime yavaş yavaş çöküyordu.
Hayatın, insanlığın çoğunluğu için, içtenlikle yaşanması gereken bir mutluluk değil, baskılar ve cezalarla ve inanılması gereken yalanlarla yapılmış dar bir alanda, sürekli bir rol yapma hali olduğunu, ilk bu sıralarda sezmeye başlamış olmalıyım.
Oysa gittiğimiz bütün Türk filmleri bu "yalan dünya"dan çıkışın "hakikilik" ile mümkün olduğunu ima ediyordu.
Mustafa Bey çevrede bakınan çocuklara adlarını soruyor.
Söylüyorlar: Zekiye, Ramazan, Fatma, Güssün, Mevlüt, Dudu, Kadir, Pınar, Zehra. "Koyup gidenler nurda yatsın; bunlar ne güzel adlar böyle?" Onları sofraya çağırıyor: "Gelin, sıkışın aramıza! Gönlün sığdığı yere köy sığar!" diyor.
Bir denizyıldızı bütün hayatlarda denizyıldızıdır. Denizyıldızının uzay mühendisi olduğu bir hayat yoktur. Belki benim de hiçbir hayatımda bir şey yapacak halim yoktur.