Sanayi uygarlığı öyle bir toplum yarattı ki, bu toplum içindeki insanların belli başlı tek bir faaliyetleri vardır, o da işleri. Bu faaliyetin yürütülmesi dışında bütün zamanımızı başkalarının gösterilerini izlemekle geçiriyoruz. Durmadan birbirimiz için gösteri yaptığımız, ama asla birlikte icrada bulunmadığımız toplumlarda yaşıyoruz artık.
"Bilmiyorum" dedim; ellerimi omuzlarına yasladım, o da yanıma gelip kollarıyla sardı beni.
"Korkuyorum" dedim,
Paltomun içine doğru, "Neden?" diye sordu.
"Yaşamaktan." Bana sarıldı, ben de ona sarıldım.
"Ne yapacağımı bilmiyorum" dedim. "Daha yıllarca yaşamam gerekiyor, bunu nasıl becereceğimi bilmiyorum."
"Ne için yaşayacağımı bilmiyorum mu demek istiyorsun?"
"Evet, sanırım."
Çünkü yürümek hoşuma giden bir spordu benim için, hem kentin sokaklarını gerçekten seviyordum. Kaldırımları, binaları, geçerken gördüğüm insanları seviyordum ben, önümdeki arabanın fren lambalarını değil.
Yaşam üzerine konuştuk. Yaşamın anlamı nedir diye sorular sormanın bir yararı olmadığına karar verdik; çünkü yaşam bir yanıt değil, bir sorudur ve yaşamın yanıtı siz, kendinizsinizdir.