Müthiş bir anı-roman “Bir Burjuvanın İtirafları”. Macar yazar Sandor Marai’nin ağzından hayatının ilk yıllarından babasının ölümüne kadar olan kısmını, yaklaşık otuz yılını okuyoruz. Elbette söz konusu böyle bir yazar olunca salt bir hayatın otuz yılı değil aktarılan. Öncelikle, Marai’nin gözünden bir dönemi ve bir coğrafyayı tanıyoruz, ki yirminci yüzyılın başında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırlarında doğduğu düşünülürse ne kadar kritik bir zamanda ne kadar kritik bir bölgenin tarihine önemli bir yazarın perspektifinden tanıklık etme şansını sunuyor metin. Sadece bu bile eşsiz kılıyor bence onu. Stefan Zweig’ın “Dünün Dünyası’nın otuz-kırk sene öncesi gibi. Bunun yanında, Marai’yi de yakından tanıyoruz ve eserlerinin izini sürüyoruz adeta; yazarın belli başlı temalarını ve neden bunların etrafında dolanmayı seçtiğini, fikirlerinin çıkış noktalarını ve gelişim süreçlerini birinci ağızdan dinliyoruz. Ve yine bu da ne eşsiz bir tecrübe bir okur için!
Kitap, iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Sandor Marai, çocukluğunu, ailesini, büyüdüğü evi ve yaşadığı kenti anlatıyor. Adeta sizi elinizden tutup çocukluğunun evini gezdiriyor, banyosundan asma avlusuna dek. Öyle samimi bir anlatımı var ki her bir detay gözünüzde canlanırken bir an dahi sıkılmadan onun dünyasının bir parçasıymışsınız gibi içinde buluyorsunuz kendinizi. Anne ve babayla ilişkisini, kendisinde iz bırakan anıları ve her iki taraftan kökenlerini anlatıyor sırayla. Günümüzde Slovakya sınırlarında kalan kentini de farklı sosyal sınıfları, gündelik hayatı, ahlak anlayışı, sosyokültürel yapısı, mimarisi, yani her şeyiyle resmediyor. İkinci bölümde ise, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya okumaya giden yazarın genç yetişkinlik dönemi anlatılıyor. Marai Almanya’nın yanı sıra Fransa, İngiltere,