İpek Dadakçı

9/10
·136 syf.··
2025 96. kitabı
“Bir Aşk” yalın, süssüz bir anlatımla çok güçlü ve derinlikli olmayı başarabilmiş, çok iyi yazılmış bir novella. Samantha Schweblin ve Pilar Quintana tadı aldım okurken. Bu kadarını beklemiyordum, çok güzel bir sürpriz oldu. Büyük şehirden taşraya göçüp burada izbe, küçük bir kulübe kiralayarak yaşamaya başlayan genç bir kadın çevirmenin birkaç aylık süre zarfında başından geçenleri okuyoruz. Günümüz metropol insanının hayalini gerçekleştirmiş gibi geliyor kulağa ama tabii içeriden bakınca gerçeklerin çok farklı olduğunu görüyoruz. Karakterimiz, taşradaki insanlardan biri olmaya çalışıyor ancak ne ‘yabancı’ ne de ‘kadın’ (üstelik yalnız bir kadın) kimliğinden kurtulması mümkün. Öte yandan, her ne kadar ‘onlardan biri’ olamasa da eskisi gibi de kalamıyor ve bunun karakterin iç dünyasına da ilişkilerine de yansıması muhteşem işleniyor. Taşra-kent ayrımını, taşranın kemikleşmiş geleneksel, muhafazakar yapısını, erkek egemen düzenini, ikiyüzlü ve herkesin hayatında tahakküm kurmayı kendine hak gören dedikoducu insan tipini, toplumsal normlarla şekillenen ilişkileri muazzam işliyor Sara Mesa. Kısaca, taşranın sosyolojisini de taşra insanın psikolojisini de çok başarılı analiz ediyor. Gözlem ve analiz yeteneğinin yanında kalemi oldukça güçlü bir yazar Mesa. Öncelikle o nasıl bir atmosfer yaratmaktır öyle! Gerilimi metin boyunca iliklerinize kadar hissettiriyor gerçekten. Bunun yanında insan ilişkilerinin dinamiklerini kısacık ifadelerle, neyin ne kadarını söyleyip ne kadarını üstü örtülü bırakması gerektiğini ustalıkla ayarlayarak çok başarılı aktarıyor. Karakterler yaratmakta da çok başarılı; her bir karakter ayrı bir dünya ve onlara dair boşluklara rağmen adeta tanığımız insanlarmış gibi karşımızdalar okurken. Her ne kadar bir aşk romanı değilse de insan ilişkilerine ve
Bir AşkSara Mesa · Sel Yayıncılık · 2025269 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·248 syf.·
3 günde okudu
·
2025 97. kitabı
Juan Carlos Onetti
6.2/10 · 56 okunma
7/10
·160 syf.··
2025 93. kitabı
“Tetikte”, anne olmanın, aile olmanın ve sevginin doğasına dair düşündürücü bir roman. Paris’te yaşayan, iki çocuklu genç bir çiftin aslında son derece sıradan olan yaşamlarına bir gün sosyal hizmetlerin girmesiyle yaşananlar anlatılıyor. Çiftin evinden gelen çocuk çığlıklarını bir komşuları şikayet ediyor ve bunun üzerine sosyal hizmetler aileyi incelemeye başlıyor. Olağan bir görüşmeyle mesele açıklığa kavuşmuş gibi görünüyor önce ancak bir süre sonra bir sosyal hizmetler görevlisi eve adeta kamp kuruyor ve aileyle neredeyse beraber yaşamaya başlıyor. Bir yabancının eve dahil olmasıyla beraber kimliklerin, rollerin sınırları flulaşmaya başlıyor; haliyle ilişkilerin dinamikleri de değişiyor ve rutine dair aslında hep orada olan ve fark edilmeyenler su yüzüne çıkıyor. Gerek eşe, gerekse çocuklara karşı sevgiye dair daha önce söylenmemiş değilse de etkileyici noktalara parmak basıyor Cordonnier. Hiçbir ilişkinin mükemmel olmadığını, hatta ‘normal’in ve ‘olağan’ın o mükemmel olmamakta olduğunu güzel işlemiş. Öte yandan sevginin ölçütü olarak algıladıklarımızın yanıltıcılığına da güzel değiniyor; çocuk bakımının, ihtiyaç karşılamanın bir sevgi emaresi olmadığı gibi hiç sinirlenmemenin, kızmamanın da iyi anne olmak anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Bunun üzerine de düşünmeye sevk ediyor: o zaman sevgi ne, gerçekten ‘iyi’ anne olmak ne, mutlu çocuk yetiştirmek ne, gibi sorularla kişisel bir muhakeme yaparken buluyorsunuz kendinizi okurken. Ele aldığı meseleler çok güzel, etkileyici bir metin yazmaya da çok müsait ama yazar bu potansiyeli iyi kullanamamış sanki. Metin, bir yerden sonra distopyaya evriliyor ve bu noktada iyi bir psikolojik gerilim tadında, sürükleyiciliğiyle de kendini okutuyor. Ama muhteşem olabilecek bir metni klişeleştiriyor da. Daha önce beyaz perde
TetikteAmélie Cordonnier · Sel Yayıncılık · 202554 okunma
8/10
·152 syf.··
2025 94. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2025 09:59
“Boşluğun Güncesi”, modern dünyada beyaz yakalı kadın olmanın zorluklarına dair sade bir dille derinlikli olmayı başarabilen, etkileyici bir roman. Baş karakterimiz boru üreten bir şirkette çalışan genç bir kadın. Çalıştığı bölümdeki tek kadın olması nedeniyle görev tanımının dışında kalan ama toplum tarafından kadınlara yüklenen tüm sorumluluklar şirkette ondan bekleniyor: kahve yapmak, bulaşıkları yıkamak, mutfağı toplamak, gelen mektupları dağıtmak adeta sözsüz bir anlaşma gereği onun işiymiş gibi davranılıyor. Bir gün karakterimiz artık yapmak istemiyor ve gebe olduğunu söyleyiveriyor. Bir gebelik güncesi gibi beşinci haftadan başlayıp kırkıncıya kadar hafta hafta ilerleyen kurguda karakterimizin bundan sonra yaşadıklarını okuyoruz. Aslında modern dünya düzenindeki çalışma şartlarının kadın-erkek herkesi, insanı kendine ve diğer insanlara nasıl yabancılaştırdığını da gözler önüne seriyor roman. Gebe olunca güya gebeliğe göre ayarlanan iş koşulları aslında bir insanın insanca yaşayabilmesi için asgari koşullara dönüyor. Günlük hayat içinde gıda alışverişini yapmak, yemeğini pişirmek, kişisel bakımını yapmak gibi rutinlerin bile lüks olduğu çalışma sisteminin gayri insani koşullarını nasıl kanıksadığımızı bir kez daha fark ediyoruz okurken. Bunun üzerine kadın olmanın ekstra yükleri de binince elbette daha vahimleşiyor koşullar. Adeta otomatiğe bağlanmış gibi yaşanan sistem içinde evlilik ve çocuk sahibi olmak bambaşka güçlükler getiriyor ama genel olarak herkes derin bir yalnızlığa itiliyor. Hem kadın beyaz yakalı olmanın hem de bu sistem içinde yalnız olmanın yükleriyle mücadele etmek için gebeliğe sığınan genç bir kadını okuyoruz. Karakterin ruh hallerini ve yalnızlığını yalın bir dille ama etkileyici anlatıyor yazar; söylemeden gösterebilmeyi başarmış. Bir
Boşluğun GüncesiEmi Yagi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025234 okunma