Tetikte, gazeteci-yazar Amélie Cordonnier’nin yaşadığı gerçek bir olaydan ilham alan, psikolojik gerilimi yüksek bir roman. Paris’te yaşayan iki çocuklu bir ailenin sıradan hayatı, Çocuk Koruma Birimi’nden gelen bir telefonla altüst oluyor.
Biraz konusunu anlatmam lazım. Azıcık spoiler ama arka kapaktan
İsimsiz bir ihbar üzerine aile hakkında çocuklara kötü muamele ve ihmal şüphesiyle soruşturma açılıyor. Başta bunun kötü bir şaka ya da basit bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünen aile, kısa süre içinde kendisini sosyal hizmet yetkilileriyle karşı karşıya buluyor.
Sürekli gergin ve endişeli bekleyişlerin ardından yetkililer eve gelip gitmeye başlıyor ve sonrasında bir kabus gibi eve yerleşiyor.
Yazar, anneliğin ne zaman yalnızca bir duygu olmaktan çıkıp ölçülen, değerlendirilen ve adeta bir performansa dönüştürülen bir role evrildiğini sorguluyor. Özellikle bir anne, çocuklarını sevdiğini ve iyi bir ebeveyn olduğunu devlet görevlilerine kanıtlamak zorunda kalmanın çaresizliğini yaşıyor.
Kitapta çok fazla olay yok gibi duruyor ancak o psikolojik baskıyı, güvenli sayılan evin bile insanın üstüne üstüne gelmesini, 1984 örneği ile bize veriyor. Baskı, korku, kapana kısılmış bir halde beklemek zorunda kalmayı okurken, tüm aileyle birlikte geriliyoruz.
Romanın 2020 yılında, pandemi döneminde geçmesi de bizi daha da bunaltıyor. O belirsizlik, kapalı kalmışlık ve sürekli tetikte olma hali ister istemez o günleri yeniden hatırlatıyor. Kitabı okurken ben de sık sık, Vay be, ne günlerden geçmişiz, diye düşündüm.
Tetikte adı gibi sürekli insanı geren, nasıl böyle bir şey olabilir ve bu kadar da olmaz ya dedirten; olaydan ziyade özellikle ebeveynlik, toplumsal yargılar ve sistem baskısı üzerine kurulu, kısa ama çok güzel bir kitap.