Uzun zamandır beni böyle etkileyen kitap okumadım. 2 saatte 350 sayfayı bitirmişim. İnanılmaz akıycıydı ve ters köşeydi. Bundan sonrası spoiler içerebilir. Millie’nin hapishaneye çoçuk yaşta girmesine karşın uzun zaman hapiste kaldığını göz önüne alındığında, cinayet sebebiyle hükümlü olduğunu anlamıştım. Buna karşın Nina’nın deli olmayıp Andrew’un psikopat olduğu aklımın ucundan bile geçmemişti. Nina’nın uğradığı işkence ve istismarı düşünce aklıma Epsitein adasında yaşananlar geldi. Bu kitap yer alan işkencenin binlerce katına kadın ve çocukların maruz kaşması o kadar üzücü ki cidden gönlüm düşünmeye elvermedi. Kitaba dönecek olursak, Millie’nin şartlı tahliye olması, evinin ve işinin bulunmaması sebebiyle Nina’nın evinde hizmetçi olmasıyla hikaye başlıyor. Açıkçası Nina’nın Millie olan tavırları o kadar korkunçtu ki ben de kitap boyunca işten çıkamayacak kadar çaresiz hissettim kendimi. Sanırım kitabın en etkileyici kısmı da burası sizi karakterlerle empati yapmaya zorluyor. Zorluyor demek doğru olmaz. Hangi karakteri anlatıyorsa adeta o karaktere bürünmüş oluyorsunuz. Millie’nin en başından beri Andrew ile yakınlaşacağı da belliydi. Böyle olunca kitap çok sıradanlaşacak diye düşünürken hikaye bambaşka yerlere evrildi. Ancak ben kısa da olsa Andrew’un bakış açısının kitapta yer almasını isterdim. Belli ki böyle olmasını sebebi annesinin kendine yaptıkları. Kısacası şiddetle okumanızı tavsiye ederim.