Kitabın ikinci yarısını bir duruşma salonunda okudum. Meursault’un mahkemedeki hali gözümün önünde birebir canlandı. Başlarda ben de ısınamadım kendisine sanırım ben de toplum değerlerini başkalarına dayatmaya çalışanlardanım. Annesinin ölümündeki tavırlarını hayretle karşılarken olacakları bilmiyordum. Kitabın arka kısmını da okumamıştım. Ancak Meursault’un cinayet işleyebilecek yapıda biri olacağını tahmin bile edemezdim. Sorun cinayet de değildi. O yargılamadaki savcının ve insanların tutumları beni Meursault ile empati yapmaya itti. Yargılamanın konusu iken tamamen dışarısına itilmişti. Hakkında o orada yokmuş gibi hükümler verilmiş ve cinayetin konusu başkası olmasına rağmen annesinin ölümünün de sorumlusu tutulmuştu. Meursault artık duygusuzlaşmıştı. Kendini savunabilir, kurtulmak için yalan söyleyebilirdi. Ancak hiç birini yapmadı. Sadece umudunu korudu ve kendi karakteri neyse gerçekte kimse o olmaya devam etti. İlk başta sevmediğim bu karakter ile özdeşleştirdim kendimi ve onun bakış açısı ile bakmaya başladım bir süre de olsa dünyaya.