7/10
·384 syf.··
2026 19. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 12:07
"Otuz beş yaşındayım. Bu hayatımın on üçüncü...belki de on altıncı... bölümü olmalıydı. Ama bir şekilde, en başa geri fırlatılmış gibi hissediyordum ya da en kötüsü, bölümleri yeniden yazmaya itilmiş gibi hissediyordum." Kitap, Seattle'da yaşayan ve evliliği yeni sona ermiş olan Valentina Baker'ın, kendisini henüz çocukken terk eden annesi Eloise’in ölüm haberini almasıyla başlıyor. Annesi Valentina’ya, Londra’nın kalbinde yer alan tarihi ve çok güzel bir kitabevi ile üzerindeki daireyi miras bırakmıştır. Hem geçmişin kırgınlıklarıyla yüzleşmek hem de bu mirası ne yapacağına karar vermek için Londra’ya giden Valentina, annesinin kendisi için hazırladığı gizemli bir hazine avıyla karşılaşır. Eloise, kızının kendisini anlayabilmesi ve affedebilmesi için kitabevinin kuytu köşelerine mektuplar, ipuçları ve yapılacaklar listesi gizlemiştir. Valentina bu ipuçlarını tek tek çözerken, annesinin onu terk etmesinin ardındaki trajik gerçekleri ve fedakarlıkları öğrenir. Bu süreç ona sadece annesini bağışlama fırsatı sunmakla kalmaz, aynı zamanda Londra'da yepyeni bir hayatın, dostlukların ve aşkın kapısını aralayarak kendi içsel dönüşümünü tamamlamasını sağlar. Çok tatlı bir hikâye. Olayları hem Valentina hem de Eloise bakış açısından okuyabiliyoruz. Düğümler çözüldükçe anne ve kızın kurulması geç kalınmış bağları kısmen de olsa kuruluyor. Aslında hikâyenin geneline bakıldığında atılmaktan korkulan bir adımın insanı nelere mecbur bırakacağını çok net bir şekilde görüyoruz. Yıllar boyu süren pişmanlıklar, hep kaçmaktan ve korkmaktan ileri geliyor. En çok tutmak istediğiniz el size uzandığında, bağlandığınız prangaları çözmek yerine boşta olan elinizi de prangalamayı seçtiğinizde hikâyeniz hep buruk ve yarım kalmış olacak.
Londra'dan SevgilerleSarah Jio · Epsilon Yayınevi · 20222,207 okunma
8/10
·468 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Bir annenin yaşayabileceği en korkunç kabus, iki yaşındaki Henry Clark’ın bir sabah beşiğinden aniden kaybolmasıyla başlıyor. Arkada kalan tek şey açık bir pencere, kanlı bir battaniye ve tekinsiz bir sessizlik... Sadece bir çocuk kaybolmuyor aslında, medya, eş,komşular ve kamuoyu hemen en kolay kurbanı seçiyor, Anneyi. Daha ortada hiçbir kanıt yokken herkes kendi kafasında mahkemeyi kurup anneyi suçlu ilan ediyor. Charlie Parker, tam da bu toplumsal lincin ve belirsizliğin ortasında anne Collen Clark'ın avukatı Moxi'nin isteği ile davaya dahil oluyor. ​Charlie Parker olayı deştikçe, hikaye basit bir kaçırılma vakası olmaktan çıkıp çok katmanlı bir psikolojik ve mistik gerilime dönüşüyor.Kasabanın o sakin, steril maskesi yavaş yavaş düşüyor. İpuçları Parker’ı sadece fiziksel delillere değil geçmişin gölgelerine,kasaba halkının susmayı tercih ettiği sırlara götürüyor. Suç, kefaret, manipülasyon ve gerçeklik algısı birbirine giriyor. Okur olarak biz de Parker'la birlikte şu sorunun peşinden gidiyoruz: Asıl tehlike dışarıdaki bir canavar mı, yoksa içimizde besleyip büyüttüğümüz gizli günahlar mı? ​Kitabın bize sunduğu nihai durak, sadece "Katil kim?" sorusunun cevaplandığı sıradan bir polisiye finaliyle değil,adalet ve gerçeklik kavramlarını sorgulatarak vuruyor darbesini. Gerçekler bir şekilde gün yüzüne çıksa bile, geride kalan yıkım, toplumsal önyargıların açtığı yaralar ve insan ruhunun karanlık tarafı baki kalıyor. Kitap bittiğinde anlıyoruz ki, bazı sırlar toprağın altında ya da geçmişte sessiz kalmıyor, aksine ruhun dehlizlerinden yüzeye çıkıp zihnimizde fısıldamaya devam ediyor. Fiziksel dünyanın ötesine geçip ruhların ve pisişik bağların karanlık dehlizlerine sızarak gerilim türüne bambaşka bir boyut kazandırmış. Karanlığın sesine kulak vermekten korkmayanların
Polisiye / Gerilim
Karanlığın FısıltılarıJohn Connolly · The Kitap · 202685 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
TAVSİYE EDİYORUM
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Bir iki günde bitirilebilecek, kendisine harcanılan vakte kesinlikle değen bir kitap. Yazarın önceki kitabını da okumuştum. Teknik açıdan ikisi arasında baya bir fark var. Yazarın gelişimi belli oluyor. Hızlı başlangıçlar, hızlı olaylar ve hızlı çözümlerin kitabı. Daha ilk bölümden ters köşeyle başlayarak okuyucuyu avucunun içine alıyor. Zaman atlamaları ile dikkat dağıtmak yerine karakterler ile ilgili bilmemiz gerekenleri doğrudan vermiyor. Diyaloglar içinde karakterler ile ilgili ufak ufak ipuçları sunarak bir yandan okuyucuyu karakterlerin nasıl insanlar oldukları gizemini çözmeye davet ediyor. Sonra da "Bak Hasan tahmin ettiğin gibi biri değil aslında, gel sana anlatayım." diyerek yine ters köşeye yatırıyor bizleri. Bir yandan sistem eleştirisi yapmayı da ihmal etmiyor. Böyle böyle bir bakmışsınız kitap bitmiş. Ne eksik ne fazla. Uzun lafın kısası olmuş. Bol malzemeli ince hamurlu iki dilim pizza gibi.
Son MeydanErkin Kuşçu · Mythos Kitap · 20253 okunma
Rüya ev
8/10
·408 syf.··
2026 45. kitabı
Selam canlar Bugün sizlere @tmloganauthor kaleminden #rüyaev kitabı ile geldim... Yazarın kaleminden okuduğum Anne ve Kızım kitaplarından sonra Rüya ev üçüncü kitap oldu. Yazarın kalemi oldukça akıcı kitapları kendini soluksuz okutuyor. Rüya Ev'de psikolojik gerilim ve gizem türünü sevenler için oldukça sürükleyici bir roman. Logan kitabın başından itibaren okuyucuyu merak duygusunun içine çekmeyi başarıyor. Düşünün yeni bir eve taşınıyorsunuz, herşey çok güzel olacak derken gizli bir oda ve bu odanın gizemi gün geçtikte artıyor. Sıradan bir taşınma hikâyesi giderek büyüyen bir gerilime dönüşmesini büyük bir merak uyandırıyor. Bulunan gizli bir oda ve içindeki eşyaların gizemini çözme sürecinde sayfaları acaba neler olacak diye çevirirken heyecanı sürekli canlı tutuyor. Rüya Ev, Adam ve Jess Wylie, üç çocuklarıyla birlikte bütçelerini zorlayarak Viktorya tarzı bir ev satın alıp taşınırlar. Rüya gibi bir ev, huzurlu bir yuva yeni bir başlangıç, görünüşte herşey mükemmel gidiyordur. Taki yeni taşındıkları eve yerleştikleri sırada Adam, eski bir gardırobun arkasına gizlenmiş bir kapı ve bu kapının ardında yıllardır dokunulmamış gizli bir oda bulana kadar. Adam, odanın içinde eski bir cep telefonu, pahalı bir saat, boş bir cüzdan, bir köpek tasması, bir anahtar ve birkaç kişisel eşya daha bulur. Jess bu eşyaların atılmasını ister ama Adam bu nesnelerin geçmişini araştırmaya, ve neden orada olduklarını bulmaya niyetlidir.Bu sırada Adam'ın da bir sırrı vardır ve kendi sırrı da ortaya çıkar. Adam işini kaybetmiştir ve Jess üzülmesin diye bunu ondan gizler. Yeni ev taşınma derken maddi sıkıntı nedeniyle bulduğu Rolex saati satmak zorunda kalır. Ancak Adam'ın yaptığı araştırma derinleştikçe gizli odanın geçmişten gelen bir sırrı vardır. Adam odada bulduğu eski telefonda tek
1000Kitap
Rüya EvT. M. Logan · The Kitap Yayınları · 2025164 okunma
Cennet
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:54
Toni Morrison’un okuduğum ilk kitabı olan Cennet, ırkçılığa uğrayıp yaşadığı yeri değiştirmek zorunda kalan siyahi bir topluluğun hikâyesidir. Bu topluluk, uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Ruby adlı bir kasaba kurar ve bu kasabanın dışında bir manastır vardır. Manastır rahibeler tarafından kurulur; ancak bu manastır daha sonra toplumun dışına itilmiş, yalnız ve hayatında çeşitli zorluklar yaşamış kadınların sığınağı hâline gelir. Romanda anlatılan da işte bu manastır kadınları ile Ruby topluluğu arasındaki çatışmadan doğar. Morrison, topluluk kavramını çok güzel ele almıştır. Ruby topluluğu ezilmiş, dışlanmış, hor görülmüş siyahi bir topluluktur. Bu topluluk, kurdukları kasabada kendi iktidarlarını kurmuştur ve dışa kendilerini tamamen kapatmışlardır. Hatta açık tenli beyazları bile içlerine almazlar. Roman, “Önce beyaz kızı vuruyorlar.” cümlesiyle başlar. Bu cümle aslında anahtar bir cümledir. Romanın başından sonuna kadar Morrison, merak unsurunu ve belirsizliği çok güzel kullanmıştır. Öyle ki romanın kahramanları olan manastır kadınlarının hangilerinin siyah, hangilerinin beyaz olduğunu bile roman boyunca anlayamayız. Bu kadınların bazılarının siyah, bazılarının beyaz veya melez olabileceğine dair ipuçları olsa da Morrison asla kesin bilgiler vermez. Romanın başındaki “Önce beyaz kızı vuruyorlar.” ifadesi ise bu belirsizliğin merkezidir. Bu belirsizlikle Morrison aslında insanı insan olarak değerlendirmek gerektiğini adeta okuyucunun kafasına kazırken, okurun kimliklere ilişkin ön yargılarını sorgulamasını sağlar. Sonuç olarak Toni Morrison, Cennet romanında yalnızca Ruby kasabasının ve manastır kadınlarının hikâyelerini anlatmaz, aynı zamanda önyargıları, dışlanmayı, aidiyet duygusunu ve iktidarın insanları nasıl değiştirebildiğini sorgular. Roman boyunca
CennetToni Morrison · Sel Yayıncılık · 202478 okunma
Serinin 2. Kitabı
Puan vermedi·824 syf.··
2026 58. kitabı
Ali Ecevit Tarhan ondan 16 yılını çalan , ailesinin yıkılmasına sebep olan ve geleceğini bile etkileyen Akın ailesinden intikam almak ister. Ama ilk önceliği kardeşini bulmaktır. Kendisi 13 yıl hüküm yediği zaman babası yokluktan ölür ve geride iki yaşında kız kardeşi kalır ama hiç kimse o kıza ne olduğunu bilmez. Ne öldüğünü söyleyip bir mezar gösteren ne de yaşadığına dair bir ev gösteren hiç kimse yoktur. Bu işin peşine düşer ama bulduğu ipuçları ve bilgiler onu yine Akın ailesine getirir. Kendisine verdikleri zararın yetmemesi, kardeşine de sebep olmaları onu iyice nefret ve kin güdmeye götürür. Ama bu yolculuğunda istemediği ve kendini ne kadar geride tutsa da daha küçücük bir çocukken oyun arkadaşına karşı olan duyguları Firuze onunla kardeşini ararken gün yüzüne çıkar ve her geçen gün artar. Ecevit kardeşi ve aşkı arasında sıkışıp kalır çünkü ailesini dağıtan bir ailenin kızına aşık olması ailesine ihanet ettiğini düşündürür. Firuze'nin yaşadıkları, onsuzken kesmeye çalıştığı sayılı nefesleri, ailesinden gördüğü muamele ve Akın ailesine karşı olan nefretinin kendi nefretine eş olduğunu gördükçe duyguları önüne geçemediği ve artık bastıramadığı bir hal alır. "Haddini bilsin"... Bu kadar nefretle başladığı yolculuğunda kaderin onun için yazdığı satırları ne kadar zorlayacak bakalım... Ben olsam şunu yapardım dediğim bir sürü şey var ama bu kitabı okurken gereğinden fazla empati kurduğumu, evrene o kadar bağlandığımı fark ettim ki. Kitap Firuze'nin ağzından yazılıyor ama Firuze kendi duygularını ve kendini anlatmak yerine Ecevit'i o kadar iyi anlatıyor ki onun gözünden Ecevit'i okumak hiç bu kadar derin düşüncelere daldıran bir çift görmediğimi fark ettirdi... Babası yüzünden vatan haini damgası vurulan Ecevit'in gülüşünü ,vatan toprağına düşen ve halkı
Üzüm Buğusu 2 - EsaretDilan Durmaz · İndigo Kitap · 202651 okunma